Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Tarihin Kayıp Dini:

Ezidiler

Ey Tanrım, Şêşims1 ve Şeyh Adi,
Ey Tawusi Melek
Sultan Ezid’in devrine inancım vardır
Başım Ezidi dininin rehini olsun
Koyunu ve ağılıyım Ezid’in
Tanrım sen bizi baştan et, imandan etme*

Ezidiler ilk kez hangi coğrafyada güneşe dönüp de bu duayı okudular? Kimdir Ezidiler? Ezid’in anlamı nedir? Müslümanlıktan mı kopup geldiler, yoksa Zerdüştilikten mi? Peki ya “Yezidiler”?

Kürtçe’de Tanrı “Xuda” diye adlandırılır. Tanrı, “kendini yaratan, kendini oluşturan, kendini var edendir”. “Ezidi” sözcüğünün nasıl ortaya çıktığı ve dilde kullanıma girdiği üzerine çeşitli iddialar vardır: Örneğin bunlardan birinde, Emevi Hanedanı Muaviye’nin oğlu Yezid bin Muaviye’nin Ezidilerle olan ilişkisi gösterilir; bir başkasında ise Zerdüşt’ün İran’da kurduğu Yezd kenti ve Ezidiliğin ilk bu kentte yayılmış olmasıdır. Ezidi topluluğu kendini “Ezdai, Ezidi, Ezda” diye adlandırır. Ezda, “yaratılan, var edilen” anlamına

gelir. Bu adlandırmanın temelinde Ezidi inancının yaradılış mitosu yatar. Ezidi adıyla bu topluluk, kökenini “ilk yaratılmış olan”a dayandırmaktadır. Yezidi adı, Ezidi olmayanlarca Ezidiler için kullanılır ki, Halife Yezid’le ilgili negatif çağrışımlarla dolu bir adlandırmadır. Ezidiler kendilerinin Yezidi olarak adlandırılmasını ise bir hakaret olarak algılarlar.

Kürtçe konuşan ama gerek gelenek, gerek inanç sistemi olarak Müslüman Kürtlerden ayrılan Ezidi Kürtlerinin inanç sisteminin dayanakları dünyanın yaradılışı sıralamasında “insanların”, “meleklerin”, “yarı insan/meleklerin” dünyadaki öncelikleri üzerine kurulmuştur. Ezidilik doğadaki çok sayıda varlığı, Tanrı’yı ve Tanrı’nın yardımcısı, meleklerin başı Tawusi Melek’i kutsallaştıran bir dindir. Ezidilerin Tanrı inancı taşımaz olarak değerlendirilmelerinin bir sebebi meleklerin farklı adlandırılmış ve kutsallaştırılmış olmasıdır. Kitaplı dinlerde adı geçen melekler, Ezidi inancında, Şeyh Adi’nin yanına gelen ilk müritleriyle/akrabalarıyla eş tutulur. Ezidi dini kastlarını oluşturan ve dini ibadetlerini şekillendiren bu melekler (Şeyh Hasan, Şeyh Ebubekir, Şeyh Şemsettin, Şeyh Fahrettin, Melek Sıcaddin, Amadin ve Nasreddin) cemaat tarafından yarı insan/melek olarak tanımlanır ve “Xudan” diye adlandırılan bu melekler tüm ibadetlerde kutsanırlar. Diğer tek tanrılı dinlerden farklı olarak meleklere verilen bu önem Ezidilerin “şeytana tapanlar” olarak tanınmalarına yol açmıştır. Kitaplı dinlerdeki biçimiyle adlandırılan ve tanımlanan Tanrı, Ezidi dininde de yer alır: Yeri göğü, tüm varlıkları yaratan O’dur; Tawusi Melek’i de yaratan O’dur. Ama Ezidiliği onlardan ayıran meleklerin anlamlandırılışıdır; adları ve işlevleri farklıdır. Ezidi inancına göre, Tawusi Melek Tanrı tarafından affedilendir ve meleklerin başı seçilmiştir. Tanrı bir ve iyidir. 0 yeryüzündeki her hareketin ve duygunun sahibidir. Yeryüzünde var olan hiçbir şey Tanrı’dan habersiz ve izinsiz değildir. Ve dünya şekillenirken, Tawusi Melek, Tanrı’nın en sadık yardımcısıdır.

12. yüzyılda Şeyh Adi bin Musafir ve öğrencileri tarafından Hakkari dağlarında şekillenen ve Sincan’a (Irak/Musul) kadar taşınan bu öğretiye Hıristiyanlık’tan, Zerdüştilikten ve özellikle heterodoks İslamdan kimi ögeler eklemlenmiştir: İsa’ya gösterilen saygıdan ve Laleş’te bulunan çok eski bir kilise harabesinden dolayı Hıristiyanlıktan etkilendiği iddia edilir. Ayrıca her Ezidi beş yaşına basmadan, Laleş’te bulunan kutsal suyla bir nevi vaftiz olmalıdır. Zerdüştilikle güneş, ateşin kutsanması, kötülük meleğine bir önem atfedilmesi gibi benzerlikleri vardır. Ama sonuç olarak şu bir gerçek ki bugün Ezidilik ve Zerdüştilik arasında bir bağ kalmamıştır. En açık örneğiyle Zerdüştiliğin ana kaynağını oluşturan iki tanrının hüküm savaşı Ezidi mitolojisinde ve dini kaynaklarında yoktur. Öte yandan, Şeyh Adi’nin Emevi hanedanlığına mensup olması dolayısıyla, Ezidiliğin Müslümanlıktan kopma bir din olduğu öne sürülür. Şeyh Adi’nin ilkin Adavi tarikatını kurduğunu ve bu tarikatın Şeyh Hasan’a kadar Müslüman bir tarikat olduğu yaygın bir söylemdir. Adaviler olarak bilinen tarikat, Şeyh Hasan zamanında Ezidi olarak anılmaya başlamıştır. Ayrıca bazı ibadetler şekil olarak da benzer: hac, oruç, namaz, sünnet, kurban.

Yine de, her koşulda Ezidi cemaati bu din sistemleriyle olan tüm etkileşimleri Emir, Şeyh, Pir, Kawal, Fakir, Koçek ve Mürit’ten oluşan kast sistemi içinde eritmiştir. Kast sistemi dini iş bölümüne dayanır:

Emirler, cemaatin dünyevi işlerin den sorumludur ve Şeyh Adi’nin ölümü sonrası yetkilerini bıraktığı aile içinden seçilir.

Şeyhler, dini törenlerden ve işleyişten sorumludur. Şeyler, Şeyh Adi’nin akraba ve öğrencilerinin soyundan gelenlerdir. Şeyhlik çoğunlukla Arap kökenli aşiretlerde yaygındır.

Pirler şeyhlere yardımcıdır ve dini törenlerin düzeninden sorumludur. Şeyh Adi’nin yanına gelen Kürt müritlerinin oluşturduğu aşiretlerden seçilirler.

Kawallar, her yıl düzenli olarak tavus biçimindeki bir büstü cemaat içinde gezdirirler. Büst her gece bir başka köyde bırakılır; tüm Ezidiler tarafından, bir nevi, tavaf edilir ve büstün yanında bulunan kaseye yıllık zekat bırakılır. Güvenlik sorunlarından dolayı yaklaşık elli yıldır Kawallar Türkiye’yi ziyaret etmiyorlar. Önceleri saf altından yapılmış Tawus heykelleri gezdirilirken şimdi, güvenlik sebebiyle, tunçtan ya da bakırdan yapılmış bir kopyaları gezdiriliyor. Tawus büstlerinin bulunduğu ana merkez Laleş’tir. Yedi Tawus büstü vardır ve bunlar birbirinden yedi coğrafyaya dağılır: Irak ve İran bölgeleri arası, Sincan/Laleş, Halep, Teb Diyarbakır, Rusya (Moskova, Ermenistan, Gürcistan) ve Hakkari.

Koçekler, Ezidi cemaati içinde çok önemli bir yere sahiptir: Müritler için rüyaya yatarlar. Ezidi cemaatince uygulanan bazı yasaklar Koçeklerin gördükleri rüyalar üzerine hayata geçirilmiştir.

Müritler, günde üç kez ibadet ederler:

Sabah, öğle ve akşam. Sabah ve akşam duaları farzdır, ama öğle duası müritler için farz değildir. Her duadan sonra kişi “Xudan”ı için de dua okur. Eğer sabah duası sırasında güneş herhangi bir şeyin gölgesini oluşturacak kadar yükselmişse dua kazaya girer ve bir de kaza duası okunur. Toplu ibadet edilen tek mekan hac mekanıdır. Her yıl ekim ayının ilk haftası yapılan hac törenleri “kutsal toprak” Laleş’te yapılır. Aralık ayının son cuma günü Şeyh Adi Bayramı, nisan ayında Kırmızı Çarşamba Bayramı ve eylül ayında Cemaat Bayramı kutlanır. Ezidiler, belki de, yaşarken arzu ettikleri gibi ifade edemedikleri inançlarını bir Ezidinin ölünün ölümü vesilesiyle gösterirler: Cenaze defnedilmeden önce tüm cemaat tabutu havaya kaldırıp indirirken üç kez “Hola hola ho la, hola Sultanê Ezida Sora” diye bağırır. Zorunlu olmamakla birlikte, her Ezidi bir Ahiret Kardeşi seçer. Ahiret kardeşleri arasında sevaplar ve günahların ortak olduğuna inanılır. Ahiret kardeşi daha çok şeyhlerden veya kast üyesi başka birinden seçilir. Ezidiler için sünnet olmak farz değildir. Türkiye’deki Ezidiler bunu bir zorunluluk olarak yerine getiriyorsa da, Türkiye dışındaki Ezidiler bu geleneğe uymaz. Ne kız ne de erkek çocuklar bağlı oldukları şeyh, köye gelip de yüzlerine dokununcaya kadar saçlarını kesmezler. Hatta şeyhleri gelmediği için 17, 18 yaşına kadar tıraş olmamış erkekleri vardır. Bu törene Bısk töreni denmekte. Ruhani meclise ait olanlar her iki baharın başında başlayarak 40 gün oruç tutarlar. Marul, lahana, balık yemez mavi renkte giyinmezler. Aşırı dindar Ezidilerden tavuk ve horoz yemeyenler de vardır. Ateş mümkünse hiç söndürülmez. Siyah yılan asla öldürülmez. Viranşehir’de bazı “yılanlı türbeler” vardır ki, insanlar bu türbelere gidip yılanların gelmesini bekler. Yılanın kişinin üzerinden geçmesiyle ettiği duanın kabul olunacağına inanılır.

İlk ortaya çıktıkları zamandan itibaren, neredeyse tüm Ortadoğu’da yoğun baskılara maruz kalmalarından dolayı Ezidiler’de yazılı edebiyat gelişmemiş ve birçok dini kural sözlü olarak yaşatılmaya çalışılmıştır. Her yıl düzenli olarak, şeyhler başta olmak üzere tüm dindarların, belirledikleri özel sınarlar içindeki müritleri ziyaret etmeleriyle gerekli dini bilgiler verilir, çocuklara ve gençlere dualar öğretilir, günahlar ve sevaplar anlatılır, dargınlar barıştırılır, diğer bölgelerdeki Ezidi cemaatlerinden ve onların yaşamların dan bahsedilir ve böylelikle birbirlerini hiç görmemiş Ezidi grupları arasında bir bağ kurulur. Son yüz yıl içinde ülkeler arasındaki sınır güvenliği sebebiyle Ezidi dervişleri Ortadoğu’daki birçok ülkede müritlerini ziyaret etmekte zorlanmakta. Bu sorun, başta Türkiye’deki Ezidi cemaati olmak üzere diğer ülkelerdeki Ezidiler’in de dini bilgilerinde ve geleneklerinde kopukluklar oluşmasına yol açmıştır.

Ezidilerce kutsal sayılan iki kitap vardır: Kitab-ı Cilve ve Mushaf-ê Reş (Kara Kitap). Başta Ezidi dininin kurucusu/şekillendiricisi Şeyh Adi bin Musafir olmak üzere, 366 kast üyesinin türbelerinin bulunduğu ve her yıl ekim ayında binlerce Ezidinin gidip hacı olduğu Laleş’e Türkmen ve Kürt aşiretlerince yapılan saldırılar sonrasında Laleş’te bulunan türbelerdeki Ezidi şeyhlerince yazılmış tüm yazılı kaynaklarla birlikte Kitab-ı Cilve ve Mushaf-ê Reş’in tüm kopyaları yakılmıştır. Ezidi cemaati, Avrupa’da ve Türkiye’de yayımlanan kitaplardaki Mushaf-ê Reş ve Kitab-ı Cilve’ye ait olduğu söylenen bölümlerin doğruluğunu reddeder ve kesinlikle Mushaf- Reş’lerdeki dini kurallara ve yasaklamalara göre hareket etmezler.

*Sabah duasının ilk bölümü.

1 Şeyh Şemsettin’in Ezidilerce söylenişi.