Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

birinci sayfaya dön

Örneğin, Ezidilerin liderlerinden Emir Muaviye bin İsmail el-Yezidi’nin “Biz ruh göçüne inanıyoruz. Çünkü Melek-e Tawus’un aracılığı ile Yüce Varlık’ın yarattığı cevher sonsuzluktan başka bir şey olamaz. Cehennem ve cennet tek birleşmişlerdir. İnsan eylemlerinden ötürü harfi harfine, noktası noktasına bu dünyada yargılanır ve ödüllendirilir veya cezalandırılır” sözlerinin tam tersi bir açıklamayı, 1990 yılında Ezidi Ruhani Meclisi’yle yapılan bir görüşme sırasında Baba Kaval şöyle dile getiriyor: “Allah insanoğlunu yarattığı zaman, insanoğlunun günah işleyeceğini biliyordu. Eğer Yargı Günü’nde iyi bir yer yoksa ve hapishane gibi bir yer yoksa -cennet yoksa ve cehennem yoksa- insanlar Allah’tan nasıl korkarlardı. Bu yerler olmaksızın, insanoğlu O’ndan korkmazdı. Bu yüzden 0, iyiler için cenneti; kötüler için ise cehennemi yarattı”.

Ezidileri tanımak, onlar hakkında söz sahibi olmak, bu değişimlerin farkına varmak, başka dinlerle ve felsefelerle benzerliklerini görmek ve en önemlisi kitap hazırlayacak bir bilgi birikimine sahip olmak için Ezidiler’i yaşadıkları değişik bölgelerde, ekonomik düzenler içerisinde, siyasal süreçlerde ve iklimlerde görmek gerekir. Çünkü tüm dini göndermelerinde doğayı kullanan, güneşe secde eden bir halkın Sibirya’daki ibadet anlayışıyla İran’daki ya da Hindistan’daki dini anlayışı bir olabilir mi? Ya da mürit, şeyh, tanrı arasında ayrılmaz bir bağ kuran o aşirete ilişkin yapının Türkiye’deki etkisi ve gücü Almanya’da da geçerli midir? Bölgesel farklılıkların önemi çoğu zaman araştırmacıların dikkatinden kaçmakta..Örneğin. Türkiye, İran, Irak ve Ermenistan’da yaşayan Ezidiler arasında mavi renkte giyinmek halen hoş karşılanmazken, Avrupa’da yaşayan yeni nesil genç Ezidiler için bu tarz yasaklamaların hiçbir önemi yoktur. Oruç tarihleri verilirken bile, yalnızca bir bölgede yapılan araştırmadan hareketle Ezidilere ait genel bir Oruç vakti belirlenemez. Örneğin Viranşehir Ezidileri. yalnızca aralık ayının son salı gününden başlayarak üç gün oruç tutarlar ve dördüncü günü, yani cuma gününü de bayram olarak kutlarlarken. aynı oruç Viranşehir’e pek de uzak olmayan Diyarbakır’dakilerce aralık avı boyunca her hafta salı günü tutulmaya başlanır ve cuma günü bayram kutlaması da başka bir ad altında gerçekleştirilir.

Ezidilik dini işleyişte iş bölümünden yanadır. Bundan yola çıkılarak birçok kast oluşturulmuş ve bu kastlar arasına ciddi sınırlar konulmuş. Oysa, kastlar içinde ciddi bir yer tutan, kehanetler gösteren “Koçekler” Roger Lescot tarafından sıradan kast üyeleriymiş gibi gösterilmekte. “Koçekler”, belki Suriye Ezidileri arasında ciddi bir ilgiye değer bulunmasalar da, Türkiye’de çok ciddi bir öneme sahiptirler. Çünkü onlar Ezidiler arasında geleceğe dair bilgi aktarabilecek en güçlü gruptur.

Bununla birlikte Türkçe’ye çevrilen kitapla arasında sistemli bir alan çalışmasını yalnızca, 1936 yılında yapılmış iki araştırmanın sonucu olan ve Türkiye’de “Yezidiler” üst başlığıyla yayımlanan, Roger Lescot’un kitabında görmek mümkün: Lescot’un Suriye ve Irak Ezidileri arasında yaptığı alan çalışması kendinden sonra yapılacak alan araştırmaları için önemli bir örnektir. Özellikle Irak ve Suriye’deki Ezidi aşiretler hakkındaki bilgiler onu tüm diğer kitaplardan ayırıyor.

Kitapta sözü edilen Suriye Ezidilerinin bir bölümünü oluşturan aşiretlerin bir kısmı iki ayrı göçle Suriye’ye gelmiştir: Birinci göç, Ezidi inancının yayılmaya başladığı ilk yıllara denk düşerken, ikincisi yakın çağda aileyi, ekonomik «e kültürel bağlar nedeniyle bazı aşiretlerin Türkiye’den (Diyarbakır, Batman ve Viranşehir) göç etmesiyle yaşanmıştır. Türkiye ve Suriye’deki Ezidilerin kuşaklar arası anlatılarına göre, Suriye’deki Ezidilerin çoğunun geleneksel temelleri Türkiye ve Irak’taki Ezidilere dayanırken. Türkiye Ezidilerinin büyük bir bölümünün göç tarihi Kafkaslara kadar uzanmaktadır.

Lescot’un çalışmasını genel olarak diğer kitaplardan ayıran, içinde sistemli bir alan çalışmasını barındırıyor olmasıdır. Ama yazar o alanda elde ettiği bilgileri yine diğer kitaplardakilerle kıyaslıyor.

Tarihi bilgi yanında, alan çalışmasında elde edilen bilgiler okura bir arada sunuluyor. Sonuçta yüz yıllardır tartışılmakla birlikte halen ciddiyetle açıklanmamış olan Ezidi dinine ve tarihine ait dini oluşumları, tarihi geçmişi, etkilenimleri “e bunların karşılaştırılmasına ilişkin soruların cevaplarını bu alan çalışmasında da bulmak mümkün değil.

Yine de, Ezidileri konu edinen tüm kitaplardan farklı bir araştırma tekniği Roger Lescot’unkinde görülmektedir. Her şeyden önemlisi, Lescot, hem önceki yıllarda yapılmış araştırmalara, hem de kendi çalışmasına ilişkin ciddi ve önemli (öz)eleştirilerde bulunmaktadır. Lescot, Ezidi tarihi ile ilgili yazılı kaynaklara dayanan ciddi bir tartışma yapıyor. Araştırmaları bir tartışma yaratacağına ve belki kendi verdiği bilgilerin de bir gün çürütülebileceğine ilişkin bir açık kapı bırakıyor. Hatta “Din Toplum Ve Toplumsal Hayat Cebel Sincar Ve Suriye Yezidileri Üzerine alan Araştırması” alt başlığındaki kitap, okura alan araştırmaları ve yöntemine ilişkin önemli ipuçları da veriyor.

Öte yandan, araştırmanın yapıldığı günden bu güne geçen zaman içerisinde, kitapta sıklıkla adı geçen Ezidilerin verdiği bilgilerin bir bölümü sonraki yıllarda yine Ezidilerce yapılan açıklamalarda doğruluğu tartışılır bir hal almıştır. Sonuç olarak, Ezidilik hakkında yapılacak araştırılmalar genişletilmediği ve araştırma ilkelerine uyulmadığı sürece, okurun tarafsız ve kabul gören bir yayınla karşılaşması zor. Ayrıca amaç Ezidileri memnun edecek bir çalışma yapmak da olmamalı. Yapılması gereken yalnızca var olanı daha açık, anlaşılır ve doğru değerlendirerek kullanmanın yollarını bulmaktır. Yazılı kaynakları olmayan, tüm dini işleyiş ve gelenekleri sözlü olarak nesilden nesile aktarılan Ezidiler hakkında en doğru bilgiye yine Ezidilerle yapılacak olan sözlü tarih görüşmeleriyle ulaşmak mümkün. Ezidilerin kendilerini nasıl tanımladıklarını, modernizmin ve yaklaşık 400 yıldır süren göçlerin cemaat içindeki etkilerini, geleneklerinin diğer dinlerle olan etkileşimlerini, benzerliklerini ve en önemlisi dini ibadetlerini ve bu ibadetlerin uygulanışlarını doğru bir biçimde öğrenmenin bilinen en iyi yoludur.

Kitapta verilen tüm bilgiler ve aktarımlar bir yana, Roger Lescot’un “Yezidiler”de yazdığı en doğru cümle şu olsa gerek: “… Yazarlar, genelde, kontrol etme imkanları olmadığı için topladıkları doğru ya da yanlış tüm bilgileri faik gözetmeksizin kullanmışlardır. Her zaman olduğu gibi, en çok yanlış bilgilere ilgi gösterilmiştir. Bir araştırmacının aktardığı yanlış, kendisinden sonra bu konuda yazanlar tarafından tekrarlanmıştır; öte yandan aynı incelemenin ihtiva ettiği doğru bilgiler gözardı edilmiştir.

Lescot, bir gün bir Ezidi’nin çıkıp da yapılan yanlışlıkları söylemesini umuyor. Onların konuşmalarına izin verecek miyiz?

Notlar

1. Hayri Başbuğ. Yezidilik İnancı adlı kitabında, Yezidiler’in Orta Asya kökenli bir halk olduğunu, “Ezidi-İzidi” adının eski Orta Asya Türklerinin inançlarından “ruh” ya da “melek” timsali “Ayzıt-ayızıt” sözcüklerinden çıkmış olabileceğinin kuvvetli bir ihtimal olduğunu ve Şeyh Adi’nin çocukları hatta ve hatta torunlarının var olduğunu öne sürüyor. Justin McCarthy, Osmanlı dönemindeki nüfus bilgilerini değerlendirirken, Ezidilere “şeytana tapanlar” denmesinin hata olduğunu şu sözleriyle açıklıyor:
“Onlara çoğu kez hıncından kurtulabilmek için şeytana kurban kesmeleri nedeniyle, yalnış olarak seytana tapanlar denir.”

2. Ezidi şeyhlerinin aktardığına göre 11 ve 13. yüzyıllar arasında tüm kutsal emanetlerin ve şeyhlerin türbelerinin bulunduğu, Ezidiler’in kutsal mekanı Laleş’e yapılan saldırılar sırasında Mushaf-a Reş’in aslı ve tüm kopyaları, Ezidilere ait şeyh mezarları dahil neredeyse her şey yok edilmiştir. Mushaf-a Reş adlı kitapta yer alan bölümlerin hiçbiri Ezidi cemaati tarafından kabul görmüş değildir.

3. Erol Sever, Yezidilik ve Yezidilik’in Kökeni, İstanbul berfin yayınları, 1996, ,s. 134. Bu kitabın kaynakçası da yok.

4. Tori, Yezidilik ve Yezidiler. İstanbul: Berfin Yayınları, 2000, 3. baskı, s. 139.

5. Evliya Çelebi, “Seyahatname”, (ed.) Seyit Ali Kahraman, Yücel Dağlı, c, VI. İstanbul: YKY s. 82, 2000.

6. Andrew Collins, Meleklerin Külleri, çev. Zafer Avşar. İstanbul: Avesta Yayınları. 2001, s. 210.

7. A.Henry Layard Ninova ve Kalıntıları, çev. Zafer Avşar, İstanbul, Avesta Yayınları, 2000, s. 193.

8. Almanya’da yayımlanmakta. Derginin www.yezidi.org. adresiyle bir intenet sitesi var. Ayrıca Laleş, Musul’da bulunan ve Ezidiler için kutsal sayılan mekanın adıdır. Her yıl ekim ayının ilk haftası binlerce Ezidi Laleş’e hacı olmaya gider.

9. Kürtçe’de “Ezidilerin sesi” demektir. Dergi. Almanya’da yayımlanmakta.

10. Kürtçe’de “Beyaz Su” demektir. Ayrıca Laleş’te bulunan ve kutsal sayılan bir çeşmenin adıdır. Dergi haftalık olarak yayımlanmakta.

11. Erol Sever, Yezidilik ve Yezidiler’in Kökeni, Berfin Yayınları. s. 119. 1996.

12. John S. Guest. Yezidiler’in Tarihi, çev. İbrahim Bingöl. İstanbul: Avesta Yayınları, 2001, s. 369.

13. İlk oruç Melek-e Tawus. İkincisi Şeyh Adi, üçüncüsü ise Xudan için tutulur.

14. Roger Lescot. Yezidiler, çev Ayşe Meral. İstanbul. Avesta Yayınları, 2001.

15. Türkiye’deki Ezidi cemaati tarafından sıkça dile getirilen kanıtlanamamış bir iddia.

16. Roger Lescot. Yezidiler, çev. Ayşe Meral. İstanbul. Avesta Yayınları, 2001. s 10.