Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Çukçalar

 

Kuzeydoğu Sibirya'da yaşayan Çukçalar, çok küçük bir topluluk olmalarına rağmen bütün eski Sovyetler birliği ülkelerinde tanınan ve sevilen bir halktır. Bunun nedeni onların yüz yıllardan beri korumayı başardıkları kimlikleri ve yaşama biçimleriyle sayısız fıkraya konu olmalarıdır. Denilebilir ki Türkiye'de Karadeniz fıkraları ve Temel ne ise bu ülkelerde de Çukça fıkraları ve Çukçanın biri aynı şeydir. Bu yüzden çalışmamızda Çukçaların tanıtılmasının yanı sıra  Çukça fıkralarından örneklere de yer verilmiştir.

Çukçalar, Sibirya'nın kuzeydoğu ucunda yaşayan ve Eskimolarla Yukagirlere komşu olan bir topluluktur. Çukçi veya Çukça olarak adlandırılan bu topluluk, kendilerini, Çukça dilinde özel insan anlamına gelen bir kelimeyle isimlendirir.1 Ülkelerinin ismi Çukotya'dır. Çukçaların yaşadığı bu bölge 17.yüzyılın ortalarında ele geçirilebilmiş fakat bölge halkı ancak 18.yüzyıldan itibaren Rusların egemenliği altına girmiştir. Çağının en ileri imkanlarına ve gelişmiş silahlarına sahip olan Ruslar, Sibirya'nın bu en ilkel kısmında yaşayan ve henüz maden kullanmayı dahi bilmeyen yerli halkla ilk karşılaştıklarında kendilerini bir anda Taş devrinde bulmuştur.2 Bu bölgede yaşayan halkların en belirgin özelliği hayat tarzlarını kendilerinin değil çevre şartlarının şekillendirmesiydi. Eskimolarla kapı komşusu olan Çukçaların çoğu, kıyı bölgesinde yaşarken iç bölgelerde yaşayan Çukçalar da vardı. Denizci Çukçaların giysileri ve yaşama şekilleri Eskimolarla aynıydı. Evleri toprağın içine yarı yarıya gömülmüş kulübeler şeklindeydi. İçerlerde yaşayan Çukçalar ise  göçebeydi. Mevsime bağlı olarak dağlarda, ormanlarda ve kıyı kesimindeki tundralarda yaşıyorlardı. Onlar da yaranga adını verdikleri geniş çadırlarda barınıyorlardı. Bu çadırların tepesi koni şeklindeydi ve içerdeki dumanın çıkabilmesi için üst kısımları açık bırakılırdı. İçerde balina yağı, aydınlatma ve ısıtma amacıyla kullanılırdı. Ren geyiği Çukçaların gündelik hayatlarında çok önemli bir yere sahipti. sEvcilleştirip kızaklarına koşuyor, yiyecek olarak tüketiyor, giyecek olarak kullanıyorlardı. Diğer ihtiyaçlarını da kıyı kesimindeki yerleşim birimlerinden karşılıyorlardı. bunun için yine ren geyiği devreye giriyordu;ondan elde ettikleri ürünlerin fazlasını balina yağı, ayı balığı derisinden ip, kaşı, elbise ve bot ile değiştiriyorlardı. 1930'lara kadar bu bölgede para kullanılmadığından bu tarihe kadar bütün ihtiyaçlar takas yoluyla sağlanıyordu.3 Çukçaların inançları da Eskimolarla aynıydı. Kuzey Sibirya'nın diğer yerleşim bölgelerinde olduğu gibi onlarda da şamanist inançlar hakimdi. Bu inanç doğrultusunda ağaçtan veya taştan yapılan kutsal ruhların totemlerini, kutsal kabul ettikleri  hayvanların kanıyla boyar ve yağıyla yağlarlardı. Bu kutsal hayvanlar genellikle ren geyiği ve köpekti.4

17.yüzyılın ortalarında Ruslar bölgeyi ele geçirdi fakat 18.yüzyılın ortalarına kadar Çukçalara dokunmadılar. Çünkü o dönemlerde Rusya'nın hedefi samur avcılığıydı. Çukotya'da samur olmayışı onların gözlerini zengin av sahalarına sahip Kamçatka'ya çevirmelerine neden olmuştu. Bundan istifade eden Çukçalar batıya ve güneye doğru yayıldı ve komşu topluluklarla evlilikler yoluyla karışıp güçlerini artırdı. Bu rahatlık 1730'lara kadar sürdü ve bu tarihten itibaren Rusların geri gelmesiyle savaş başladı. Çukça yerleşim bölgeleri ve kampları yok edildi, kadınlar ve çocuklar hapse atıldı, ardından Yakutlara köle olarak satıldı, ren geyiği sürülerine el kondu. Bu tutum değişikliğinin sebebi Kuzey Pasifik'te büyük devletlerin menfaatlerinin artmasına paralel olarak, Çukçaların yaşadığı bu bölgenin önem kazanmasıydı. Öyle ki, 1742'de Çariçe Elizabeth Çukçalarla Koraklar'ın köklerinin kazınmasını emretmişti.5 Kuzey Amerika yerlilerinin beyaz adam karşısında düştüğü duruma şimdi de Çukçalar Ruslar karşısında düşüyordu. Çukçalar bu soykırım neticesinde Yakutistana doğru sürüldü ve bir Rus komutanın idaresine verildi. Fakat çukçalar Rus komutana karşı ayaklandı, bu isyan komutanın öldürülmesiyle sona erdi. Sonuçta Çukçalar tekrar kendi bölgelerinde kendi gelenek ve kanunlarına göre yaşamaya devam etti. 18.yüzyılın sonlarında Çukçalar Ruslarla  ticaret yapmanın akıllıca olduğuna karar verdi, özellikle demir aletlere ve ateşli silahlara ihtiyaçları vardı. Ruslar ise bu fırsatı değerlendirip Çukçaları barışçı yollarla kendilerine bağlamayı istedi ve Çukçalar için faydalı olabilecek çeşitli malzemeyi kürk karşılığı değiştirmeye başladı. Bu savaşlara ve soykırıma rağmen 18.yüzyılın sonlarında Çukçaların nüfusunda artış olmuştu. Bunun temel sebebi Rusları düşman görmeleri, kendilerini onlardan tamamen izole etmeleri, böylece batıdan gelen veba, tifo gibi toplu ölümlere yol açan hastalıklardan korunabilmeleriydi. Sayıları altı binden sekiz dokuz bine kadar çıkmıştı.6

On dokuzuncu yüzyıl boyunca Çukçalar, Ruslar'dan daha fazla Amerikalılarla ekonomik ilişki içindeydi. Amerikalı ve kanadalı balina avcıları büyük gemileriyle geliyor, Çukçalardan alkol ve silah karşılığında ren geyiği kürkü, kutup ayısı ve fok balığı derisi alıyorlardı. bu sebeple avcılığa büyük rağbet vardı. Bu ticaret tabii ki yasadışıydı. Fakat kontrol edilemiyordu.

1918-1923 yılları arasında Rusya'da yaşanan iç savaş bölgeyi, dolayısıyla Çukçaları etkilememiş, kendi içe dönük yaşamlarına savaş sonunda da devam etmişlerdi. Devrimden sonra Çukotka milli  rayon (bölge) haline getirildi7 ve Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'nin 14 okrugundan (idari bölüm) birini oluşturdu. Bu okrugun başkenti Anadir idi.8 Bu dönemden itibaren bütün kuzeydoğu yerli halklarında büyük bir kültür değişimi yaşanmaya başladı. Çukçalar da bu yeni düzenden paylarına düşeni aldı. Bütün ren geyiği sürüleri devletin tekeline girdi. Büyük devlet çiftlikleri açıldı. Göçebeliğe son vermek için kıyı bölgelerinde balıkçıların yerleşim bölgelerine ren geyiği çiftlikleri kuruldu ve karma çiftlikler meydana getirilerek göçebe halk buralara yerleştirildi. Bunun yanı sıra balina, fok ve ayı balığı avcılığı ve ticareti gibi Çukça ve Eskimoların elinde tuttukları ticari kaynağın kullanımı ve işletimi hızla Sovyet Rusya'nın kontrolüne girdi. Bunun sonucunda balina ve fok avının temel geçim kaynağı olduğu kıyı bölgelerden 1953-67 yılları arasında göç arttı ve yaklaşık elli olan yerleşim bölgesi sayısı 12'ye indi. Bu 12 yerleşim bölgesi ve her biri devlet tarafından yönetilen altı çiftlik şeklinde bölündü.9

1945 sonrası Çukçaların yaşadığı bölgeye yollar, boru hatları, hava alanları ve radar istasyonları kuruldu. Bunun yanı sıra bölgenin stratejik öneminden dolayı yaklaşık 250 askeri tesis yapıldı. Bu gelişmeler tabii ki doğal çevreyi ve yerli halkı olumsuz etkiledi. Yine aynı yıllarda Çuktoya'daki zengin altın ve kalay kaynaklarını çıkarmak için gerekli enerjiyi üretecek bir nükleer güç istasyonu inşa edildi. Bütün bu tesislerin faaliyete geçmesiyle bölge batıdan gelenlerin akınına uğradı. 1979 yılında dışarıdan gelenler Çukça milli bölgesi nüfusunun yüzde 90'ını oluşturuyordu. (Toplam 126.374) Yerli halkın oranı ise şöyleydi: 11292 Çukça, 1278 Eskimo, 1000 Even.10

Çukçalar arasında -kültür ve dil açısından komşularına nazaran daha muhafazakar ve dayanışma içinde olmalarına rağmen- doğal olarak Rusça hızla yerleşmişti. Öyle ki elli yaşın üzerinde olan çukçalar sadece kendi dillerini konuşurken, 30-50 yaş arası kendi dillerinin yanı sıra Rusça da konuşuyor, 15-30 yaş arası ise Rusçayı birinci dil olarak konuşuyordu; hatta birçok çocuk ve genç yalnızca Rusça biliyorlardı.11 Bu hızlı kültür değişimi ve kolektif yaşam genç Çukçalara dedelerinin eski hayat şartlarını ve adetlerini hızla unutturuyordu. Şehir hayatına alışan Çukçalar geleneksel mesleklerden ziyade Sovyet toplumunun kültürel değerlerine uygun modern meslekleri tercih ediyorlardı.

Yirminci Yüzyılın ikinci yarısından itibaren hissedilen ve etkisini artıran bu kültür bunalımı eski Sovyetler Birliği'nin tanınmış yazarlarından biri olan Çukça Yuriy Rytkheu'nun eserlerinde ifade edilmiş ve bu küçük topluluktaki büyük kültür değişimi tüm dünyaya duyurulmaya çalışılmıştır.

1990'lı yılların başında Sibirya'nın toplam nüfusunun yüzde 5'ini yerli halklar oluştururken, yüzde 95'ini Ruslar oluşturmaktaydı. Kendi otonom bölgelerinde azınlık durumunda olan bu yerli halklar Sovyetlerdeki yeni gelişmeler neticesi kendi köklerini arama ve haklarını elde etme isteklerini dile getirmeye başlamışlardır. Bugün tüm Sibirya'da bir yeniden yapılanma sürecine girilmiş ve Çukçalarda da bu süreç yaşanmaya başlanmıştır.

ÇUKÇA FIKRALARI

Eski Sovyetler Birliği coğrafyasında fıkra kahramanı olarak tanınan Çukçalar hakkında birkaç fıkra:

İki Çukça ormanda gidiyormuş. Biri elinde bir telefon kulübesi, diğeri bir kazık taşıyormuş. Kazık taşıyan merak edip sormuş:

-Neden bu koca telefon kulübesini yanında taşıyorsun?

-Eğer kurtlar saldırırsa bu kulübenin içine saklanacağım. Yan senin elinde bu kazığın işi ne?

-Ben de kurtlar saldırırsa kazığı bırakırım diye aldım. Böylece daha hızlı koşabilirim.

                    *        *        *

Çukçanın altıncı çocuğu doğmuştur. Kimlik kartına uygruğunu Çinli olarak yazdırınca görevli sorar:

-Neden böyle yazdırdın?

Çukça kendinden emin bir tavırla cevap verir:

-Siz hiç gazete okumaz mısınız? Yeni doğan her yedi bebekten biri Çinlişmiş.

                    *        *        *

Hangi millet açlığa daha çok dayanabilir diye denemek için bir yarışma yapılır ve bir Rus, bir siyah, bir de Çukça seçilerek ayrı ayrı odalara yerleştirilir. Her birine dayanma güçleri kalmadığında odalarındaki telefonla haber vermeleri tembih edilir. Beklemeye başlanır. Üç gün sonra Rus dayanamaz, bir hafta sonra siyah pes eder, Çukçadan ise haftalarca ses çıkmaz. Durumunda endişe eden jüri üyeleri Çukçanın odasına girer; bakarlar ki zavallı Çukça telefonun karşısında oturmuş ağlayarak,

-Telefon, telefon! Çukçanın karnı çok acıktı, artık dayanamıyor, diye yalvarıyor.

                    *        *        *

Çukça bir ağaca çıkar ve bindiği dalı kesmeye başlar. Oradan geçen bir adam Çukçayı görür ve "dikkat et, düşeceksin" diye onu uyarır. Çukça hiç kulak asmaz. Birkaç dakika sonra tabii ki düşer ve kendi kendine hayretler içinde kalarak "Bak şu işe ya, adam büyücüymüş" der.

                    *        *        *

Çukça buzdolabı alıyormuş. Senin memleketin zaten soğuk bunu ne yapacaksın diye sormuşlar.

Çukça, "Bizde soğuk eksi 40 olur. Buzdolabında ise eksi 5. Ben bunu ısınmak için alıyorum" diye cevap vermiş.

                    *        *        *

Çukça Moskova'ya geliyormuş. Arkadaşları hava alanında karşıladıklarında bakmışlar ki Çukçanın pantolonu yok. "Şa Çukça ne bu hal" diye sormuşlar. Çukça gayet sakin cevap vermiş: "Uçakta hostes kız sürekli kemerlerinizi bağlayın, kemerlerinizi çözün diyordu. Ben de sıkıldım ve pantolonumu çıkarıp kemerimden kurtuldum".

(Arzu Erdoğan Öztürk, Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 1997, Sibirya Araştırmaları, Simurg Yayıncılık, Aralık 1997)

1 Bernard Comrie, The Languages of the Soviet Union, Cambridge Universitiy Press, 1981. s. 241.

2 James Forsyth, A History of the peoples of Siberia, Cambridge Universitiy Press, 1992, .69.

3 a.g.e. s.247.

4 a.g.e. s.73.

5 a.g.e. s.146.

6 J.Forsyth, a.g.e. s.150

7 J.Forsyth, a.g.e. s.283.

8 Sidney and Beatrice Webb, Soviet Communism: A New Civilisation, (3.baskı), Longemans, Green and Co., Edinburgh, 1944, s.352. Sovyet idare sistemi hakkında geniş bilgi için bkz. Nadir devlet, Çağdaş Türk Dünyası, İstanbul 1989, s.9-18.

9 J.Forsyth, a.g.e. s.367

10 J.Forsyth, a.g.e. s.367

11 J.Forsyth, a.g.e. s.367