Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Mezopotamyalılar’da Tıp!

Yeryüzünde yazılı en eski tıp vesikası bize M.Ö. 3000’lerden kalma bir Sumerli tabletidir. Mezopotamya’da Asur, Babil, Akad ve Sumerliler’den kalma, cerrahiye değil ama tıbba ait pek çok tablet bulunmaktadır. Buna kanunnameleri de dahil etmelidir.

Acaba bu tabletlere bakarak Mezopotamya’da ne cins bir tıp tespit edebiliyoruz? Sihirsel, dinî bir tıp mı, yoksa bilimsel bir tıp mı? Yoksa, bunlar yan yana, birlikte mi bulunmaktaydılar? Yoksa birbirlerinden ayrılmış mıydılar? Ne zaman? Acaba, Mezopotamya eski Yunan tıbbını etkilemiş midir? Etkilemişse, nasıl?

Mezopotamya’da tıp, rahiplerin elindeydi. Orada üç tür rahip sınıfı bulunmaktadır. Kâhin olan ‘bâru’lar (bunlar prognoz ve diagnoz yaparlar), üfürükçü-efsuncu olan ‘aşipu’lar ve asıl doktor olan â-zu (veya, â-su’lar). Mezopotamya’da sihire Aşutu, tıbba Aşiputu denirdi.

Mezopotamya tıbbı kalp, kan, karaciğer konusuna öncelik verir; karaciğeri merkeze alır. Mısır, kalbi, eski Yunan ise, kalp ve karaciğeri merkeze alır. –Sanki Mısır’la Mezopotamya’yı birleştirmiş gibi-. Ama, Mezopotamya vücut sularına, vücut sıvılarına da çok önem verir. Sumerce doktor kelimesi ‘â-su’, ‘suları tanıyan adam’ anlamına gelir. Sıvılar rüyayı etkilediği için, doktor, ‘rüya yorumlayan adam’ veya ‘yağları tanıyan adam’ anlamına gelir.

Tıp, tapınaklara bağlı okullarda öğretilir. Saray tabibi adayları, tıpkı saray kâtipleri ve kâhinleri gibi, göreve başlamadan önce and içerler. Tıp meslekî bir sırdır; tedavi ise sihirli günlere denk getirilir.

Tabip ve tıp anlayışının kökünde, Mezopotamyalılar’da insanın yaratılışı fikri yer alır. Yaratıcı Tanrılar, Su ve Hikmet Tanrısı Ea ile oğlu Marduk, insanı çamurdan şekillendirip, ona hayat nefesini üflemiştir. İnsan, varlığını Tanrılara borçlu olduğu için, onlara riayet etmesi gerekir; aksi halde, tanrılar insanı hastalıkla cezalandırır.

İşte bu sebeple hastalık ancak dinî perspektifle açıklanır; sağlık nimettir, hastalık felakettir. Hasta bir çeşit suçludur. Nin-Urta, Sin, Nabu, Şamaş, Ninib, Gula gibi tanrılar yaratırlar, cezalandırırlar ama şifa da verirler.

Hastalığın ahlaki, sosyal ve bugün bizim mikrop kavramına paralel olan cin çarpması gibi sihirsel sebepleri de vardır.

Sonuçta, kanunlar önünde efsun ve üfürükçülükle ilgili ‘beyaz sihir’ olumlu, oysa büyü ile ilgili ‘kara sihir’ olumsuz sayılır, cezalandırılır, yasaklanır.

Cerrah başarısız olursa durum sanki ‘kan davası’ gibi telakki olunur.

Oysa, Sumerliler’de, hastalık Tanrıların vermiş olduğu bir ceza değil, bir mukadderat olarak değerlendirilir. Sumerliler’de de efsun, üfürükçülük ve sihir vardır. Ama, öte yandan, eldeki tek Sumerli tıp tabletinde bunlar mevcut değildir.

Bazı reçete ve ilaçlarda da durum budur. Demek ki Sumerliler çağında başlamak üzere, Mezopotamya’da sihirden bağımsız bir tıp da bulunmaktadır. Reçetelerde, katkı maddelerine ilişkin orantı verilmeksizin, bitkisel, hayvansal, madensel materyaller, tahıl, sebze, ağaç, baharat, sakız, yabani bitki, kök, kabuk, yağ ve bitkilerin odunsu kısımlarına dayalı ve birada, sütte, şarapta, yağda eritilerek hazırlanmış müstahzarlar söz konusu edilmiştir.

Kimyanın münkeşif (inkişaf etmiş, ilerlemiş, b,n.) olduğu anlaşılmaktadır. Eldeki tek Sumerli tablette sihirden eser yoktur. Cerrahiden hiç bahsedilmemektedir; ilaç yapılan materyaller ve hastalıklar tasnif edilmiştir.

Hastalığın önceden tahmini demek olan Prognoz’da semptomlar=arazlar aranır; bunun için kafatası, baş, saç, şakak, alın, göz, burun, dil, ses, kulak, yüz, boğaz, diz kapağı, ayak muayene edilir. Arazlar sabah, akşam, hastalığın başında, hastalığın sonunda olarak müşahade edilir.

Semptomlar şunlardır: Vücut ısısı, renk, ağız ve dilin durum, idrarın görünümü, solunum, sancı, konuşma ile hareket ve gözdeki değişiklikler.

Bitkiler sütunu yanında bitkilerin iyi geldiği hastalık listesi ile müstahzarların nasıl hazırlandığını gösteren sütun vardır. 

150 kadar bitki sayılmıştır; ve, tohum, yaprak, kök, kabuk, tomurcuk, sakız, usare konusu ile uğraşılmıştır.

Arazlar (semptom) üzerine verilen tafsilat demek olan Diagnoz, tabletlerin en ilmî kısmını teşkil eder. Hastalık nedeni, dikkatli gözlemler yaparak incelenir; Tanrılar, ancak adet  yerini bulsun kabilinden anılır. Birbirine bağlı semptomlar bir arada verilir.

Mezopotamya tıbbının ana vasfı ‘semptomların=arazların dikkatle tespiti’dir. Hastalık, arazları ve karakteristikleriyle ele alınır. Hastalık tabiat dışı değil, tıbbi sebeplerle açıklanır. Hastalığın sıcak, soğuk, rüzgâr, yemek, zehir gibi tabii nedenleri vardır. Prognoz yapılır (hastalığın önceden tahmini gerçekleştirilir), hastalığın seyri verilir. Bütün bunlar hastalığın bir günahın cezasını çekmek olduğu görüşünden uzaklaşmaktır.

Ama bazen prognoz fala dönüşür: Ağız kırmızı ise hasta iyi olacaktır gibi; ve, prognoz, kehanet ve fal, bu üçü, iç içe girer.

Mezopotamyalalır, kehanetle, en çok karaciğer falına bakar. Mezopotamya’da tıbbı kehanetten ayırmak demek, onların tıp anlayışlarının mahiyetini değiştirmek demektir. Bazen de prognoz kehanetle aynılaşır.

Prognoz’da tedavi geriye itilir, hastalık seyri öne çıkarılır. Bu vasıf eski Yunan tıbbında da vardır. Mezopotamya’da prognoz hastalık nedeni anlamına gelir. Hippokrates’in Pronostik’inden anlaşılmaktadır ki, eski Yunan’da prognoz hastalık nedeninden ayrılmıştır. Mezopotamya’nın prognoz anlayışı, eski Yunan üzerinden günümüze ulaşmıştır.

İki tür kehanet bulunmaktadır: 1.Kendiliğinden beliren işaretlere dayanılarak yapılan kehanet (doktorun hastasını ziyarete giderken bir kara kediye raslamasının iyiye alamet sayılmaması gibi). 2.İnsanın kendi oluşturmuş olduğu işaretlerin yorumlanmasıyla yapılan kehanet. Mezopotamya’daki karaciğerin gözlemlerine dayanarak yapılan kehanet Akadlılar üzerinden Sumerliler’den gelmektedir.

Burada da yeryüzünün gökyüzünü yansıtan bir ayna olduğu görüşü temelde bulunmaktadır; ve, mukadderatın önceden belirlenmiş olduğuna inanılmaktadır. Yeryüzünün gökyüzüne paralel olduğuna dair inanç yüzünden, Tanrı, bir sunuyu kabul edince, sunucunun karaciğeri Tanrınınkiyle özdeşleşir; olacaklar orada belirir ve ayna gibi okunur. Mezopotamya’da kilden, alçıdan yapılmış karaciğer modelleri çoktur.

Bağırsak da yine böyle bir aynadır. Mezopotamya’da karaciğerin anatomisi çok iyi bilinmektedir. Rüyalar, doğum işaretleri kehanete yarar ve anatomiyle fizyogonomiyi etkiler. Dinî ve sihirsel tıpta tedavide, Tanrı sunularla memnun edilir, cin ve şeytan uzaklaştırılır; ama , ilaçla da tedaviden geri durulmaz. Din, sihir ve bilim yoluyla tedavi, sırasıyla, dua, kurban merasimi, üfürükçülük (maddî ve manevi temizlik, muska, resim) ve şifalı otlarla gerçekleştirilir.

Şifalı otlar listesi Akadlılar üzerinden Sumer’e geri gider. Listelerde bu otların nelere iyi geldiği gösterilir. Bu otlar süt, yağ, bira, şarap içinde eritilir. İlaçlar şerbet, lapa, merhem, tahriş ve teskin ilaçları, müshil, kusturucu, odunumsu, kokulu, reçineli, sakızlı, pişirme (dekoksiyon), enfüzyon (hülasa) yoluyla elde edilenler olabilir.

Hazırlama özel kaplarda yapılır. İçlerinde meyve ve yağların yer alması bakımından Mezopotamya ilaçları Mısır ilaçlarına benzer. İçlerine kükürt, arsenik, güherçile, antimon, demir oksit, bakır tozu, cıva, şap, bitüm konulanlar vardır. Yutularak dahilen, kulak-buruna üflenerek, masaj ve fümigasyon yoluyla da haricen kullanılırlar.

Perhiz nadirdir. Hastalıklar vücudun organlarına göre tasnif edilir. Baş: Migren, şakak ağrısı, kellik, saç ağarması, saç hastalıkları. Bunların ilacı, lapa, merhem, sıvı yağdır.

Göz: Göz hastalıkları rüzgar, toz sebebiyle oluşur, ve merhem, banyo, yağ ile tedavi edilir.

Sindirim-Solunum Organları: Safra, idrar ve üreme organları, anüs, ayak, bacak incelenir. İlacın hem hazırlanması hem alınması zamana bağlıdır, gözlemlere dayalıdır.

Mezopotamya’da sihir ile tıp karışmakta olup, adeta tabip tıbbın ampirik yanını, üfürükçü ve rahip ise teorik yönünü paylaşmış durumdadır.

Bulaşıcı hastalıklara sihir açısından bakılmıştır. Mesela, Museviler cüzamlıyı tecrit etmişlerdir. Hammurabi Kanunları cerrah ücretlerini tespit etmiştir. Bu metin tıp ve cerrahi tarihi için çok önemlidir. Diş çürümesi, kurt yemesiyle açıklanır (Diş siniri kurtçuk sanılmıştır). Süt anneye tahditler (sınırlamalar, b.n.)konulmuştur. Bir tek trepanasyon örneği vardır. Ancak fakir hastalar, pazar yerlerinde, gelip geçenlere dertlerini yanar.

Sabun imali Sumerliler kadar geri gider.

Sabun, çeşitleri tedavide kullanılır.

Mezopotamyalılar hurmada yapay döllenmeyi biliyordu.

Mezopotamya’da teorik tıp yok gibidir, oysa eski Yunan’da vardır.

Acaba Mezopotamya’da pratik tıp gözleme dayalı mıdır, rasyonel midir? Ünlü o tek tablette prognoz verilmiş, semptomlar tasnif edilmiştir (bazıları sendromlar halinde, çoğu münferit halde olarak).

Münferit vakaya yönelme ilimden uzaklaşmanın işaretidir. Hippokrates’in Kos Temel Bilgileri ile tabletin bu bölümü paraleldir. Baş ile ayak arasında yapılan tasnif aynen eski Yunan’a geçmiştir. Gerçi, Hippokrates klinik gözleme, yani, tabibin hasta başında derlediği bilgilere dayanmıştır ama, bu bilgilerin hastadan tecrit edilerek verilmesi itibarıyla, Mezopotamya’dan eski Yunan’a bir geçişi göstermektedir. Hele oradaki ‘kulak soğuksa, meşum işarettir’ ibaresi ile Mezopotamya tabletindeki ‘burun soğuksa, hasta ölecektir’ ibaresi aynı mahiyettedir.

Bu da Mezopotamya’dan eski Yunan’a doğru olan açık tesiri göstermektedir. Ayrıca, semptom ve prognoz sınıflandırılmasına dayanan Akad tabletinin muhtevası Hippokrates’in Kos Temel Bilgileri ve Pronostik’inin içeriğiyle benzerlik göstermektedir.”

(Mezopotamyalılar’da Tıp, Ord.Prof.Dr.Aydın Sayılı, TTK yayını, 1996)