Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Bask’ın başlangıç tarihi

“Hiçbir dilbilimsel verinin olmadığı en eski dönemlerden, paleolitik ve neolitikten kalan buluntularda, öncelikli şekilde konuştukları dile göre tanımlanabilen bu Euskarya Kavmi’ne ait herhangi bir iz bulunabilir mi?

Belki!

Çünkü bu insan topluluğu, tarihin tan vaktinde muhtemelen oldukça homojen bir yapıya sahipti ve Avrupa’ya Hint-Avrupa dilleri konuşan uluslar akın edince dilleri sayesinde ayrı kalabilmişti.

Bask Ülkesi’nde tarih öncesinden kalma pek çok ören yeri vardır ve kazılar, mobilya ve taş eşyanın yanı sıra pek çok insani buluntuyu da gün ışığına çıkarmaktadır. Bunlar arasında yer alan kemikler, özellikle de kafatasları, sistematik (veya dizgesel) bir enceleme sonucunda yerel halklarda dikkate değer bir sürekliliğe işaret eder gibidirler.

Eski Taş Devri’nden günümüze ise Cambo yakınlarında Saint-Pierre-d’Irube’de Olha kaya kovuğunda, Aussurucq’daki Isturitz mağaralarında, Estella’nın doğusunda, İspanyol Navarrası’nda Zuniga’da bulunan sert taş aletler ve Isturitz neanderthal alt çenesi gelişmiştir.

Güneybatı Fransa’daki standart kazıların katmanbilimine (veya stratigrafisine) oranla iyiden iyiye gecikmiş olan Fransız orinyasiyeninin başı ve perigordiyenle çağdaş yani Fransızlar’ın yukarı paleolitiğimiz içindeki geç (veya son) müsteriyen’i, Sare, Ossas, Saint-pierre-d’Irube, Isturitz ve Saintmamine’nin, Blinkoba (Visc.) ile Ermitia’nın Solutreen’i, son olarak Santimamine, Bolinkoba, Isturitz ve Ermite ile Aitzbitarte, Urtiaga, Lumentxa, Balzola ve Armine istasyonlarında bulunan Magdaleniyen izler.

Isturitz, Alquerdi, Atxerri, Santimamine ve Goikolau kaya resimleri ile Istritz, Berroberria, Aitzbitarte, Urtiaga, Ermitia, Lumentxa, Santimamine, Atxeta, Bolinkoba, Aretzi ve Atxure’de bulunan heykelciklerin paleolitikten kalma olduklarını da bu arada hatırlatalım. Bu yörelerdeki aziliyen buluntularla epipaleolitik de temsil edilir.

Bunlar daha önce sayılan istasyonlarda (Aitzbitarte, Lezetxiki, Alkxerri ve Atxeta hariç) ve Berroberria’da tanımlanmıştır. Aziliyen, bu ören yerlerinde Magdaleniyenle üsüste binerken Silibranka ve Lamineneskatza’da tektir. Bu maddi buluntuların yapıları daha çok ihtisas eserlerinin alanına girdiğinden ve bizce ikincil olduklarından üzerlerinde fazla durmayacağız.

Sadece, bu ören yerlerinde bulunan kafataslarının genellikle Batı Pirene Tipi’nden olduklarını ve günümüz Bask halklarının da bu tipe girdiklerini vurgulamakla yetinelim.Basion’da (artkafa deliğinin ön kenarı) içe dönmesi ile değişime uğramış bir cromagnon olarak tanımlanabilecek olan bu tip, neolitik kazılarda egemen durumdadır. Aslında protohistoryaya dahil olan bu arkeolojik düzey, öncekilerin kesintisiz bir devamı durumundadır. Yukarıda saydığımız istasyonlarda, Santimamine’de, Lumentxa’da, Ermitia’da, Urtiaga’da, Balzola’da, Berroberria’da ve daha pek çok başka istasyonda da karşımıza çıkmaktadır. Bazılarında bulunan kabuklar 8Helix Nemoralis) bu yeni yaşam türünü güzel bir şekilde maddeleştirmektedir ama aralarında bir bağlantı kurageldiğimiz keramik genellikle belli bir gecikme ile belirmektedir. Daha sonra Tunç Çağı’nın (eneolitik) başlamasından önce ve muhtemelen doğudan ve güneyden gelen halkların cenaze gelenkeleriyle yayılan ‘Megalitik Düşünce’ Bask Ülkesi’ne ulaşınca ortaya üç özgün akım çıkmıştır. Bunlardan birincisi Sierralar ve çayırlara dikilen klasik tipte ‘İspanya’da Gorbea, Aitzgorri, Urbasa, Aralar, Larraum, Abodi; Fransa’da Rhun çevresi, Artzamendi, Iholdy yöresi, Nive ile Saison arasındaki yüksek yerler) veya ‘koridorlu mezarlar’ tipinde (Aşağı Alava ve Orta Navarra) dolmenlerle somutlaşır.

İkinci akımın karşılığı Artajana’nın büyük ve üstü kapalı geçitleri, üçüncü akımın karşılığı ise Roncal Vadisi’nin Katalonya Pireneleri’ndekilerle türdeş olabilir. Bu durumda Bask Ülkesi o devirde dışarıdan gelen kültürlerle, hatta yerleşim dalgalarına açık bir bölge olarak anlaşılmaktadır – ki bu, geleneksel görüşlere ters gibidir. Yukarıda tanımladığımız ‘Batı Pireneli’ ırk tipi, hükümranlığını terk etmeden, sık rastlanan Akdenizli Tipler’le hatta bazı Armenoid ve Alp kökenli kısakafalılarla (veya Brakisefal) karışmış olmalıdır. Bu etnik haraketlerin en verimli ve sonuçları açısından en zengin olanı hiç kuşkusuz Demir Çağı’nda başlayan Hit-Avrupa akımıdır. Bunlar, -ki herhalde Keltler’di- yarımadanın batı kapısı Bask Ülkesi’nden durmadan geçmişler fakat yerlilerle daha sonra sürekli canlı tuttukları ilişkiler sayesinde, onların demircilik, koşum tekniği, belki de tarımda yeni yöntemler ve türlerle hiç şüphesiz daha önceki dönemlerde bilinmeyen sığı ve at yetiştiriciliğini öğrenmelerini sağlamışlardır. Bask Dili’ndeki bazı belirgin Kelt etkileri de herhalde bu devirlerden kalmadır.”

(Basklılar, Jacques Allieres, İletişim Yayınları)