Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İlk ilişkiler

“3.yüzyıl civarında, Baltık dilleri ve Fince konuşan halkların Gotlar’ın egemenliğine girdikleri sanılır. Gotlar,, o tarihlerde, bir Germen halkları konfederasyonu içinde egemen kavmi oluşturuyorlar ve kavimlerinin sınır bölgelerindeki Slav, Baltıklı ve Finli halklar üstündeki nüfuzunu genişletiyorlardı. Gotlar’ın nüfuz alanı Karadeniz’den Baltık’a kadar uzanıyordu. Bu Got İmparatorluğu, 4 yüzyıl sonuna doğru Hunlar’ın baskısı sonucu ortadan kalktı.

Büyük Slav göçleri dönemi başlamıştı. Doğunun derinliklerinden gelen birçok kavim batı yönünde ilerlemeye başladı. Bugünkü batı Rusya’ya yerleşmiş olanları da batı yönünde göçe zorlandı. O dönemde, belki de hâlâ daha Dinyeper kıyılarında yaşayan Leton ve Litvanyalı boylar, bugünkü Baltık bölgelerine doğru ilerlemeye koyuldu. Diğer yandan Vistül bölgesi Prusyalılar’ı ile Leton-Litvanyalılar’ı, Wende Slavları’nın baskısı altında kuzeydoğuya doğru ilerlemek zorunda kaldı. Doğuda yaşayan Fin-Ugur kavimleri de aynı dönemde, ileri tarihlerde yurtları olacak Finlandiya ve Baltık Bölgeleri’nin kuzeyine doğru ilerledi.

Daha sonraları Baltık halkları Varegler’le karşılaştı; İsveçli maceraperestler olan Varegler, Baltık Denizi’ni Karadeniz’e bağlayan Rus ırmaklarında uzun süre seyretmek ve bugünkü Rusya’nın kurucuları olmakla tanınır. Varegler’in ticari faaliyetleri Doğu Baltık kıyılarında yaşayan kavimleri o dönemin büyük alışveriş yollarına yaklaştırdı.

Baltıklılar’la ilişkiye geçenler yalnızca  Varegler değildi. Danimarkalılar’ın bu kıyılara kadar çok erken tarihlerde kapsamlı seferler yaptıkları sanılır. Bunların en bilineni, Papaz Rimbert’in naklettiği 854 Seferi’dir. Kötü sonuçlanan bir seferdi bu, zira Danimarkalılar, kanlı bir bozguna uğrayınca geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Daha sonra H.Vitols’un naklettiğine göre ‘Ertesi yıl sıra, başlarında kıralları Olav olmak üzere İsveçliler’deydi.

Önemli bir orduyla karaya çıkan İsveçliler önceSeeburg’u (Grobina) yaktılar, daha sonra 15 bin kişilik bir Kur ordusunun savunduğu Apulia’ya indiler; sekiz günlük bir kuşatma ve amansız bir savaştan sonra zafer kazandılar. Kurlar İsveçliler’e büyük miktarda altın , gümüş (kişi başına yarım kilo) silah vermek ve bir haraç ödemek zorunda kaldı.’

Danimarkalı tüccarların yanı sıra Bremen ve Hamburg limanları (Alman) tüccarları da bu pek tanınmayan yörelerle ilgilenmeye başladı. Tüccarlardan başka papazlar da, Hıristiyanlaştırma amacıyla bu serüvenlere girişti. 830’da Hamburg piskoposluk mertebesine yükseltilmişti. Nüfuzu ‘bütün İskandinavya, İzlanda ve Grönland’a ‘Scritefinni’ler ülkesi ile tüm Kuzey ve Doğu halklarını kapsıyordu.’

Baltık Denizi’nin doğu kıyılarındaki halklarla ilişkilerin, bu dönemden itibaren yoğunlaştığı sanılır. Bu sonuca varılmasını sağlayan, ilk Hamburg Piskoposu Aziz Anskar’ın, tilmizi Rimbert tarafından kaleme alınan yaşam öyküsüdür; burada, o dönemlerde Kurzeme kıyılarına yerleşmiş bir Leton kavmi olan Koriler’in varlığından söz edilmektedir. ‘Bu, eskiden İsveçliler’in egemenliğine boyun eğmiş olan, ama daha sonra ayaklanarak boyunduruklarından kurtulan ve adını Kurlar’dan alan bir halktır.’

Baltık ülkelerine yönelik bu seferlerin nedenleri yalnızca ticari ya da dini değildi. Bu bölge kavimlerinden bazıları gerçek deniz yağmacıları gibi davrandı; dolayısıyla, Danimarkalılar’ın girişimlerinin altında yatan bir başka neden de önemli bir güvenlik kaygısıydı.

Letonyalı Henryk’e (Alberti Episcopi, Annus 5. Christi 1202-1203) göre –aktaran H.Vitols-, ‘Piskopos Albrecht, Hıristiyanlık’ın zaferi ve ‘en güçlü Alman kolonisinin’ fethi için savaşçı toplamak ve silah sağlamak üzere Almanya’ya yaptığı düzenli yolculuklardan birinden dönerken Lystra’daki (Falstra Adası’nda) bir Danimarka ilinde, 16 gemiyle Saaremaa Adası’ndan gelen Estonyalı, paganlarla karşılaştı; bunlar vakanüvislerin aktardığına göre, Esteler ve Kurlar’ın Danimarka ve İsveç kırallıklarında hep yaptıkları gibi, ülkeyi yakıp yıktıktan ve çok sayıda insanı tutsak aldıktan sonra, önce bir kiliseyi ateşe vermişler ve çanları ve ayin eşyalarını alıp götürmüşlerdi. Yine Letonyalı Henryk’e göre  (14.Alberti Episcopi. Annus 12.Christi 1209-1210), sekiz Kur gemisi Sund’a geçti. 1209’da, Alman hacılar Gotland Adası’nda, Hıristiyan ülkelerden kaldırılmış büyük bir ganimetle dönen Kurlar’ı gördü. Hatta Papa’nın temsilcisi, tutsak ve ganimetle yüklü olarak İsveç’ten dönen bir Saaremaa Estonya filosuyla karşılaştı. Ayrıca 1186’da, Esteler’in zengin İsveç kenti Sigtun’u yakıp yıktıkları ve Upsala Piskoposu’nu öldürdükleri bilinmektedir.

Demek ki İskandinavya yolu, Baltık kıyıları oturanlarınca yakından biliniyordu. Hatta birkaç kabile İngiltere’ye yönelik seferler için koalisyon oluşturdu.

J.Meuvret’e göre, ‘Batılılar’ın Baltık ülkeleri karşısındaki durumu, 11.yüzyıl sonunda papaz Bremenli Adam tarafından oldukça iyi bir şekilde özetlenmiştir. Ülkeleri açıkça üç gruba ayırır: Prusya ülkesi, Kurzeme ve Estland. Prusya ülkesi, esas itibariyle Samland’dır ve Pruzziler’e ‘Sembiler’ de denir. Bunlar, fırtına ya da korsan uğrayan denizcilere yardıma koşan çok yumuşak insanlardı. Kusursuz olmaları için tek bir eksiklikleri vardır: Hıristiyan imanı.

Uygar insanlardan daha uysal ve ağırbaşlıdırlar; birkaç basit yünlü kumaş parçası karşılığında onlara değerli kürkler, özellikle de sansar kürkleri satarlar. Altınları, mükemmel atları olan Koriler ise, tam tersine, çok zalimdirler. Aziz Anskar’ın yaşamına inanılacak olursa, İsveç Kıralı’na haraç ödüyorlardı. Şimdilerde, Danimarka Kıralı’nın armağanlara boğduğu bir tüccarın gayretleri sonucu bir kilise vardır. Daha ötede Estland toprakları yer alır; burada yaşayanlar tapındıkları ejderlere, tüccarlardan satın aldıkları insanları canlı canlı sunarlar.

Bu sonuncu özellik, o dönemin en verimli ticaretlerinden birini ortaya koyar: Köle ticareti... Estland sözcüğü, keşfedilen ülkenin doğusunda yer alanı belirtmek üzere, muğlak bir anlamda yeniden kullanıldı. Çok geçmeden bu sözcük Estonya’yı belirtecekti.’

Baltık halkları, Kiev ‘büyük prensleri’nin yükselen gücünü de hesaba katmak zorunda kalacaklardı. 11.yüzyılda Ruslar’ın Litvanya ile Letonya’da kendi metbuluklarını kurdukları sanılır. Ama, birçok Baltık halkının bu metbuluktan 12.yüzyılda kurtulduğu belirtilir. Doğmakta olan Polonya gücü de Baltık varlığını / geleceğini büyük ölçüde etkileyecekti.”

(Baltık Ülkeleri, Pascal Lorot)