Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Aztekler'de edebiyat, müzik ve dans

"Edebiyat ve müziği birbirinden ayırmak mümkün değildir. Gerçekten de, vokabülerde görüldüğü gibi (cuicatl, 'şarkı' ve 'şiir'; cuicani, 'şarkıcı' ve 'şair'), şiire hemen her zaman, en azından ritmi belirleyen vurmalı aletler aracılığıyla müzik eşlik ederdi. Dans sırasında ise genellikle şairler şiir okurdu ve gene her zaman müzik enstrümanlarına yer verilirdi bu törenlerde.

Aztekler'in ve vadiye daha sonra gelmiş halkların ortak dili Nahuatl esnek ve zengin bir dildir; bu dil aynı zamanda olguların kesin biçimde belirtilmesi, soyut düşüncelerin anlatılması ya da Meksikalılar'ın çok düşkün oldukları etkileyici ve imgelere dayanan söylemler için de elverişlidir. Gramatikal yapısı ve fonolojisiyle anlam ve ses, asonans, 'retorik çiçekleri' koşutluğu kurulabilmesi için de uyumlu bir dildir. Texcoco'da bu dilin çok güzel ve çok katıksız biçimiyle konuşulduğu kabul edilir.

Dinsel şiirler (teocuicatl) gelenek yoluyla, arkaik ve bulanık stilleriyle, eğretilemeleri ve anıştırmalarıyla aktarılmıştır ve bunlar çok güzel şiirlerdir. Aztekler'in dinsel düşünceleriyle ilgili tükenmez bilgi kaynaklarıdır.

Yüreğimin çiçeği açtı

İşte Geceyarısının efendisi

Anamız geldi, geldi

Tanrıça Tlazolteotl

 

Mısır tanrısı doğdu

Tamoanchan bahçesinde

Çiçeklerin yükseldiği yerde

'Bir çiçek' denir ona.

 

Mısır tanrısı doğdu

Yağmur ve sis bahçesinde

İnsanların çocuklarının yaratıldığı yerde

Yeşimtaşı balıkların avlandığı yerde.

 

Venüs şenliği atamalqualiztli vesilesiyle sekiz yılda bir söylenen ilahiden bir parça.

Kuzey avcısı ve 'Bulutların Yılanları' namlı tanrı Mixcoatl onuruna şu ilahi söylenirdi:

 

Yedi-Mağaralar'dan geldim...

Kaktüsler ülkesinden geldim...

Dikenli çiçek sapıyla doğdum ben, doğdum.

Av filesiyle doğdum, doğdum ben.

Av avladım, avladım, ah! Ah! Avladım, avlandı.

 

Bu dizeler tanrı gibi giyinmiş ve avcıların başarılı olmalarını sağlamak amacıyla avcılık hareketleri yapan bir din adamı tarafından taklit edilirdi. Bu dizeler, aynı zamanda, dinsel bir şiir, bir ilahi ve büyülü bir danstı.

Aztekler, geleneksel seçmecilikleri doğrultusunda, başka halklardan bazı şiir ve müzik temaları alırdı. Şiirler 'sahil bölgeleri tarzı', 'Huaxtec tarzı', 'Cempoala tarzı' diye ayrılırdı; bazı şarkılar da Chalco, Uexotzinco, Tlaxcala, Metztitlán, 'dağlılar' (tepetlacayotl), 'kervancılar' (oxtomecayotl), Otomiler (otoncuicatl) kökenliydi. Şiirler türlerine göre de ayrılırdı: İlkbahar şarkıları, çiçek açmış şarkılar, savaş şarkıları, kadın şarkıları vb.

Bazı yapıtlar Quetzalcoatl gibi epik ve mitsel çevrimler ya da tarihsel çevrimler oluştururdu.

Soylular arasında şölenlerin sounda şiir okuma alışkanlığı çok yaygındı. Şarkıcılar ve müzisyenler ‘şarkı evleri’ne (cuicacalli) kayıtlıydı ve bu evlerin en önemlisi Tenochtitlán imparatorluk sarayında bulunuyordu. Texcoco’da ‘müzik konseyi’ ödüllü şiir yarışmaları düzenliyordu. Kral Nezaualcoyotl döneminin ilk şairlerinden biridir. Odları soğukkanlı ve gerçekçi bir felsefeyi yansıtır.

Tüm Meksika lirik şiiri iki önemli tema çevresinde gelişir: yaşamın, dünyanın, çiçeklerin güzelliği ve kaçınılmaz ölüm.

Boşuna çiçek açmış ‘teponaztli’ni tutuyorsun

Avuç avuç çiçek atıyorsun,

Soluyor bu çiçekler!

… Ah dostlar, bu topraklar sadece ödünç verilmiştir bize.

 

Güzel şiirlerden vazgeçmek gerekecek.

Güzel çiçeklerden vazgeçmek gerekecek.

İşte bu yüzden Güneş için şarkı söylerken mahsun olurum.

Şiire tutkun olan Aztekler hitabet sanatına da önem verirdi. ‘Hatip’ sanı taşıyan imparatordan mahalle konseyinin mütevazı bir üyesine, yaşlılara, ailelerin yaşamlarına müdahale eden ebelere, ‘çöpçatanlar’a kadar genel ya da özel toplantılarda söz verilmeyen kimse yoktu. Her vesileyle, herkes, geleneksel modellere uygun biçimde, renkli bir üslupla yorulmadan nutuk atardı. ‘Eskilerin öğütleri’ (ueuetlatolli) denen uyarılar ve ahlaksal söylevler de bu tür içinde yer alırdı.

Tarihsel yazmalar gençlerin ‘calmeac’larda ezberledikleri ritimli düzyazı öyküler anlatmak amacıyla akıl defteri işlevi görürdü. Bu yıllıklardaki stil, doğal olarak şiirlerin ya da söylevlerin stilinden daha kesin ve açık seçik olmak zorundaydı.

Aztekler’in kullandıkları müzik aletleri iki kategoriye ayrılır: Vurmalı ve üflemeli aletler. Birinci kategori içinde dikey davullar, iki tonlu ağaç gonglar (bazılarında sukabağından rezonatör, çıngıraklar, ziller bulunurdu), geyik boynuzuyla vurulan kaplumbağa kabukları, ağaç yayla çalınan kertikli sopalar ya da kemikler yer alırdı. İkinci kategorideyse ağaç borular, kabuklar, basit, ikili hatta üçlü ve dörtlü flütler bulunurdu. Dolayısıyla, yerli müziğinin neredeyse sadece vurmalı çalgılar olduğunu söylemek doğru değildir, tersine melodiye çok geniş yer verirdi bu müzik.

Toplu ya da özel danslar çok yaygındı. Dini bayramların çoğunda dans vardı ve saatlerce sürerdi bu danslar. Ritüel, tavırları ve hareketleri ve dansçıların tercihlerini belirlerdi. Sözgelimi, belli bir sınıfa mensup savaşçılar saraya mensup kadınlarla, onları bellerinden tutarak dans edebilirdi ama gençlere yasaktı bu tür danslar. Yeryüzü tanrıçalarına adanmış Ochpaniztli ayında, sekiz gün boyunca, şarkısız ve flütsüz, sadece gong ve davul eşliğinde, el ve kol hareketleriyle dans edilirdi.

Danslar genellikle güneş battıktan sonra, büyük meydanda, meşaleler ve reçineli ağaçların verdiği aydınlıkta başlardı. İmparator da katılırdı dansa. Bu ritüel dansların amacı tanrıların gözünde 'paye kazanmak'tı.

Soylular ve tüccarlar, yemeklerden sonra, evlerin iç avlularında, bir teponaztli orkestrası ve flütler eşliğinde dans ederdi. Yüksek devlet görevlileri tüccarların davetlerine gittiklerinde dans edenler onlardı, ev sahipleriyse oturur, tütün ve kakao içerdi.

Tapınaklarda kutlanan büyük şölenler genellikle gerçek dramatik temsillerdi, tanrının imgesi baş aktörün kurban taşında kurban edildiği çok görülmüştür. Aynı şekilde, özle şenliklerde de bir dramatik sanat unsuru vardı. Zenginlerin konaklarında aktörler tarihsel ya da mitsel kahramanları canlandırır ya da kılık değiştirerek hayvanları (sözgelimi kuşları) taklit eder ve bir koroyla karşılıklı atışırlardı. Bu eğlencelere kadınlar da katılırdı; sözgelimi kendisini kuş görünümüne sokmuş bir kadın şu şarkıyı söylerdi:

Dilim mercan

Gagam zümrüttür.

 

Bu aktörler bir orkestra eşliğinde şarkı söyler, dans eder, geleneksel sahneleri canlandırırdı. Sözgelimi, Kral Nezaualcoyotl'un yaşamından epizodlar bale ve trajedilerden oluşan bu gösterilerin konularını oluştururdu.

İmparatorun sarayında ve soyluların konaklarında akrobatlar ve soytarılar kimi zaman sırıkların üstünde akrobatik ve komik hareketler yapar, takla atar ve maharetlerini gösterirlerdi. Bu gösteriler Aztek aristokrasisinin en fazla rağbet ettiği vakit geçirme aracıydı."

(Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları, 2006 Eylül, s.111)