Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Sanat ve edebiyat

“1.Kökenler

Birinci bin yılın büyük klasik çağı Meksika’da plastik sanatların belli başlı özelliklerini saptamıştı: Mimarlıkta yatay yapılarda (saraylar) görülen çok katlı piramitler; heykelcilikte alçak kabartmalı panolar bir kirişler, monolitik sunaklar, oymalı masklar, adak baltaları ve çeşitli taş eşyalar; fresklerle süslenmiş duvarlar ve tezhipli yazmalar (özellikle Mayalarla ilgili). Bu belirgin özelliklerin büyük bölümü Olmak döneminden başlayarak ortaya çıkmıştır, ayrıca bu bağlamda hiyeroglifler ve kronolojik işaretler de söz konusudur.

Bu uzak geçmişin mirasçıları Azteklere, bu miras, göçlerinin sonunda orada buldukları iç yayla halkları aracılığıyla geçmiştir. Esasen, söz konusu olan, Tula’nın düşmesinden sonra ayakta kalan ve kuzeyden gelen istilacıların kurdukları yeni sitelerde gelişen Toltek uygarlığıydı. Toltek mimarlığı Teotihuacán gibi klasik sitelerin mimarlığına göre birçok alanda yenilik getirmişti: Çok sayıda yontma sütunla desteklenen tavanlı geniş salonlar, yılan başlarıyla süslenmiş mazgallı surlar (coatepantli), tüylü yılan biçiminde sütunlara dayanan revaklar, piramitlerin merdivenlerinin üstünde sancaklı heykeller. Bu özelliklerin çoğuna Aztek anıtlarında da rastlanır.

Öte yandan, Toltek nüfusunun büyük bölümü, 10. yüzyılın (Tezcatlipoca ve Quetzalcoatl rekabetiyle simgelenen iç savaşlar) ve 16. yüzyılın sonunda Tula’nın düşüşü sırasında göç etmek zorunda kalmıştı. Bu göçmenler Quetzalcoatl kültünün gücünü koruduğu kutsal kent Cholula’ya ve bugünkü Puebla eyaletinin bir bölümünde Oaxaca dağlarına kadar uzanan yüksek yaylalara yerleşmişlerdi. Minör sanatlar alanına çok egemen olan Toltekler orada, kuyumculuk alanında söz sahibi olan Mixtec Halkı ile ilişki kurmuşlardı. Bu Mixtec-Puebla bölgesinde, kuyumculuk, duvar resmi, seramik süsleme ve yazma tezhibi alanında yeni bir stil doğmuştur. 14. yüzyılda, dördüncü Texcoco kralı Quinatzin bu bölgedeki Toltek kökenli tüm zanaatçıları getirtmiştir; bu zanaatçılar iç bölgedeki vadide daha sonraki yüzyıldan itibaren Aztek sanatını büyük ölçüde etkileyen bu Mixtec-Nahua sanatını yerleştirmişlerdir.

Böylece, Klasik Antikite’den başlayıp İspanyol fethinden önceki son yüzyıllara kadar çeşitli sanat gelenekleri aynı yönde gelişerek sonunda Aztek potasına dökülmüştür. Ayrıca, Meksikalılar yabancı tanrıları ve ritleri kendi dinlerine katarken aynı zamanda komşu halkların gerçekleştirdikleri yapıtlardan da esinlenmişlerdir: Mexico’da inşa edilen yuvarlak anıtlar –bu anıtlar piramitlerin ve dikdörtgen yapıların egemen olduğu bir mimari içinde bir istisna oluşturuyorlardı- Huaxtecler’in ve Totonaklar’ın anıtlarını ya da Michoacán yácatalarını hatırlatır. Ama Aztek sanatını basit bir taklit, genel olarak Meksika sanatının bir ‘eklentisi’ gibi düşünmek yanlış olur ve haksızlıktır. Tenochtitlán mimarları ve heykelcikleri, kuyumcuları ve tezhipçileri ilk bakışta tanınan bir Aztek stili yaratabilmişlerdir ve bu stil içinde zengin ve ince bir gelenek yüksek bir kültür düzeyini son zamanlarda yakalayabilmiş olan bir halkın dinamizmiyle birleşir. Toltek sanatı kadar taklide dayanmayan, bu sanattan daha esnek olan, Maya sanatı kadar çarpıcı olmayan, derin bir sembolizmi olağanüstü bir enerjinin gerçekçi figürasyonuyla bağdaştıran bu stil tüm alanlarda özgünlüğünü göstermiştir. Olekler’den bu yana tüm Meksika sanatları gibi dinsel özellikler taşıyan Aztekler’in sanatı aynı zamanda tarihsel ve din dışı konuları da işler, kuyumcuların ve oymacıların ustalığı sayesinde yaşam dekorunu zenginleştirir.”

(Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları, 2006 Eylül, s.96)