Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Aztekler’de gündelik yaşam

“Çok büyük olasılıkla, 12 yüzyılın ‘Barbar Aztekleri’ (Azteca chichimeca), göç olgusu başladığında tarımla uğraşmıyorlardı. Avcılık, balıkçılık (söylentiye göre Aztlán bir gölün ortasındaki zadaydı) toplayıcılıkla sağlıyorlardı geçimlerini büyük ölçüde. Öteki ‘barbarlar’ gibi Meksikalılar da iç kesimlerdeki ovalarda yerleşik halklarla ilişki kurduklarında, İ.Ö. dördüncü bin yıldan bu yana hemen hemen hiç değişmemiş temel teknikleriyle birlikte geleneksel yaşam biçimini benimsemişlerdir; mısır, fasulye, yağlı bitkiler (horoz ibiği, adaçayı) su kabağı, domates ve biber; örmecilik ve seramik. Hangi etniye ait olurlarsa olsunlar, tüm yerli kırsal yaşamının temelini oluşturan bu tekniklerin esası günümüze kadar gelmiştir. Lagün adacıklarına yerleşen Aztekler’in tarım yapabilecekleri toprakları sınırlıydı. Önceleri yaşam biçimleri atlaca chichimeca, ‘barbar su halkları’ ya da ‘göl yabanılları’ denen kıyı kabilelerinin yaşamı gibiydi: balıklar, kabuklular ve göl yumuşakçaları, su kuşları beslenmelerinde önemli bir yer tutmuştur. Özel Tláhuac ve Churubusco ‘göl yabanılları’ tanrılarını benimsemiş olmaları ve hatta Mexico tapınaklarında ‘chichimeca’ dilinde, yani Aztekler’in anlayamayacağı bir barbar lehçesiyle kaleme alınmış su kuşları avı tanrısı Amimitl gibi ilahiler söylenmiş olması çok anlamlıdır.

İmparatorluğun en parlak döneminde bu durum büyük ölçüde değişmişti. Kabile, fetihler sayesinde, vadide ve uzak bölgelerde geniş topraklardan yararlanma olanağına kavuşmuştu. Tlaloc ve mısır tanrıları kültü ritüel içinde önemli bir yere sahipti. Bununla birlikte, besin kaynaklarının büyük bölümünü balıkçılık ve avcılık oluşturuyordu. Öte yandan, Aztek nüfusunun büyük bölümü, bütünüyle ya da kısmen, tarım dışı etkinliklere yönelmişti: Askerlik, din, yönetim, ticaret, zanaatkarlık. Besin maddeleri değiş tokuşu yoluyla ya da eyaletlerden alınan vergi yoluyla sağlanıyordu. Tarlaları, sebze bahçeleri, süs bitkileri yetiştirilen bahçeleri, hindi yetiştiriciliği, koruları, ileri gelenlerin mülkleriyle geç dönem Roma İmparatorluğu ‘villaları’ türünde iktisadi birimler oluşturuyorlardı. Her türlü tarım ürünü yetiştiriliyordu, ailelerde kadınlar ya da köleler örmecilik ve dokumacılıkla ilgileniyordu.

Sanatsal olmaktan çok yararcı olan Aztek çömlekçiliği büyük olasılıkla atölyelerde büyük miktarlarda üretiliyordu. Çok renkli motiflerle olağanüstü biçimde süslenmiş lüks seramik eşya Cholula ve Mixtec ülkesinden ithal ediliyordu. Aztekler, büyük bir imparatorluğa sahip oldukları bu dönemde, kent yaşamını benimsemişlerdi. 1476’da Tlatelolco’nun katılımıyla büyüyen başkentleri Tenochtitlán o dönemde bin hektarlık adacıklar ve iki yüz yıl süren inatçı bir tarım mücadelesiyle kanallardan, sokaklardan ve meydanlardan oluşan geometrik bir ağa (üç geniş ve yüksek yolla kıyıya ulaşan gerçek bir Venedik) dönüşen bataklık bir alan üstünde uzanıyordu. Tepeyacac yolu (kuzey), Tlacopan yolu (batı) ve Iztapalapan yolu (güney). Kentte 80-100 bin ev vardı ve toplam nüfus 500 bini geçiyordu. Bu nüfus, kazıklar üstünde evler inşa ederek lagünlere doğru taşan kıyı banliyölerinin nüfusu gibi sürekli artıyordu. Azcapotzalco, Chapultepec, Coyoacán vb. gibi köylerle birlikte nüfus bir milyonu aşıyordu.

Conquistador Bernal Diaz’ın anlattıklarına bir göz atalım. ‘Su içinde kurulmuş kentleri ve köyleri, karada kurulmuş öteki köyleri görünce büyük bir hayranlık duygusuna kapıldık ve bunların Amadis’in kitaplarında sözü edilen büyüler olduğunu düşündük… Su içinde yükselen büyük kuleler, tapınaklar ve piramitler… Rüyada olup olmadığımızı soran askerler bile oldu…’

Sitenin merkezi Baş rahip Quauhcoatl’ın çağrısını yanıtlarken ilk Uitzilopochtli tapınağını inşa ettiği kayalık adaydı. Teocalli piramiti orada yükseliyordu; ikiz tapınaklar Uitzilopochtli ve Tlaloc’un bulunduğu bu piratimin tepesine 120 basamaklı üç merdivenle ulaşılabiliyordu. Hükümdarlar tarafından ‘Sekiz Kamış’ (1487) yılında faaliyete geçirilmişti. Çevresinde, yılan başlarıyla süslenmiş, mazgallı bir surun içinde, yuvarlak Quetzalcoatl Tapınağı, Tezcatlipoca Tapınağı, kara tanrıçası tapınağı Ciuacoatl, yabanıl tanrılar kültüne adanmış panteon Coacalco, Güneş Tapınağı ve birçok başka mabet, dua evi, ritüel alanları, ‘calmecac’lar (manastır okulları), Mecatlan (müzik okulu), seçme bir birliğe emanet edilmiş depolar (tlacochcalli) bulunuyordu. Bu, sonuç olarak, ana meydana bakan (özellikle Mexico Katedrali’nin ve cumhurbaşkanlığı sarayının bulunduğu bugünkü Zoalco semtinde) piramitleri ve kuleleriyel gerçek bir kutsal kentti; bu meydanda, ayrıca, Axayacatl, Auitzotl ve 2.Moktezuma tarafından inşa ettirilen imparatorluk sarayları vardı. Moktezuma’nın sarayı bir kenarı yaklaşık 200 metre uzunluğundaki kare biçiminde bir alana kurulmuştu, bir ya da iki katlıydı ve çeşitli yapılar barındırıyordu içinde ve iç avluları vardı. Bu saraya kara yoluyla ya da kanallardan teknelerle ulaşılabiliyordu. Aynı zamanda hükümdarın konutu ve siyaset ve yönetim merkezi olan sarayda daireler, toplantı salonları, mahkemeler, hazine depoları, vergi memurlarının büroları, müzik ve dans salonları, totocalli, tropikal kuşların bulunduğu büyük bir kafes, jaguarları, pumaları, çeşitli kuşları ve yılanlarıyla zengin bir hayvanat bahçesi bulunuyordu. İç bahçelerde çeşitli bölgelerden getirilmiş ender kokulu bitkiler, şifalı otlar, şahane kokulu çiçekler ekiliydi.

Söylentiye göre, Uitzilopochtli, Azteklere kentlerini dört büyük semte bölme emri vermişti: Doğuda Teopan (tapınak mahallesi), batıda Aztacalco (balıkçıl), kuzeyde Cuepopan (çiçeklerin açtığı yer), güneyde Moyotlan (sivrisineklerin yeri). Bu dört semt ayrı ayrı bölgeleri (calpulli) oluşturuyordu; bu bölgelerin her biri savaşçı kontenjanları sağlıyordu. Her calpulli’nin tapınağı ve ‘gençlik evi’, askeri okulu vardı. Şatafatı imparatorluk saraylarını aratmayan soyluların konutları,tüccarların ve zanaatçıların en mütevazı evleri, sade vatandaşların konutları sokakları ve kanalları çevreliyordu. Her yerde gölün suları evler arasında dolaşıyordu ve kayıklar kentte sessiz sedasız yol alıyordu. Ulaşım bütünüyle gemilerle yapılıyordu.

En önemli ticaret merkezi Tlatelcoco’daydı. Burada, bir piramidin dibinde, kemerlerle çevrili büyük bir alanda Pazar kuruluyordu ve bu pazara her gün 20-25 bin kişi ve beş günde bir de 40-60 bin kişi gidiyordu. Çok büyük miktarlarda gelen mallar için belli yerler ayrılmıştı ve değiş tokuş yapılıyordu bu yerlerde. Kumaşlar ve giysiler, değerli hayvan tüyleri ve mücevherler, deriler, kuş tüyleri, mısır, fasulye, biber, sebze, meyve ve ot, kümes hayvanları ve av hayvanları, balık, kurbağa, sofra takımları, sileks, kaymaktaşı ve bakır eşyalar, ağaç, tütün ve çubuk, mobilya, hasır. Bu meydanda, ayrıca, şifalı ot satan dükkanlar, berberler, mısır unu ve ekmeği, et yahnisi dükkanları vardı. Tianquiztli’nin (Pazar) düzenini özel bir polis sağlıyordu ve üç üyeden oluşan bir mahkeme onlaşmazlıkları çözmek için sürekli pazar yerinde bulunuyordu.

İleri gelenlerin saraylarının ihtişamlı İspanyol fatihleri büyülemiştir. Cortés, Bernal Diaz, Andrés de Tapia ve daha sonra Tezozomoc ve Ixtlilxochitl gibi yerli kronikçiler bu muhteşem konutları büyük bir hayranlık duygusu içinde anlatmışlardır. Texcoco’da, Kral Nezaualcoyotl, içindeki oda sayısı 300’ü aşan bir saray yaptırmıştır ve bu sarayın içinde çeşmelerle ve havuzlarla süslü bahçeler bulunuyordu.

Kuşlar, balıklar ve daha başka çeşitli hayvanlar yaşıyordu sarayda, ayrıca bazı hayvanların altından ya da taştan maketleri yapılmıştı. Aynı hükümdar Tetzcotzinco’da olağanüstü görkemli bir park yaptırmıştır ve bu park o döneme göre bir mühendislik dehası olan bir sistemle sulanıyordu. Moktezuma’nın da kır evleri vardı ve bu evlerde çok sayıda hizmetçi çeşit çeşit kuş beslerdi.

Söylemeye bile gerek yok, maceualtin’in konutları çok sadeydi. Bununla birlikte, her evin bir bahçesi ve saunası (temazcalli) vardı.

İleri gelenlerin ve soyluların evlerinde bile mobilyalar çok sade ve sınırlıydı: hasırlar (petlatl), hasır koltuklar (icpalli), alçak masalar, ahşap perdeler ya da paravanlar, hasır sepetler ve sandıklar, kumaş ya da deri kaplamalar. Halktan insanların evlerinde üç taştan oluşan ocak konutun merkezini oluşturuyordu. Yemek odun ya da odun kömürü ateşinde pişirilirdi. Aydınlanma reçineli meşalelerle sağlanıyordu.

Mexico’nun içme suyu ihtiyacı vardı, lagünlerden gelen su acıydı. Aztekler, önceleri, Uitzilopochtli tapınağının yükseldiği adadaki kayalıklarından fışkıran suyla idare ediyorlardı. Ama, nüfus artmaya başlayınca, Büyük Moktezuma döneminde Chapultepec kaynaklarından çıkan suyu kent merkezine taşıyan ilk kanal inşa edildi. Beş kilometre uzunluğundaki bu su kanalı iki iletkenden oluşuyordu ve bunlardan biri kullanılırken öbürü temizleniyordu. Auitzotl döneminde Coyoacán ve kent merkezi arasında ikinci bir kanal hizmete sokuldu. Su kent içinde teknelerle dolaşan su taşıyıcılarla dağıtılıyordu. Ayrıca, pazarlarda toprak küpler içinde satılıyordu.

Site zaman zaman dehşet verici su baskınlarıyla tahribata uğruyordu. 1.Moktezuma döneminde, 1449’da, kenti büyük gölden kaynaklanan su baskınlarına karşı korumaya yönelik 16 km. uzunluğunda bir bent inşa edildi. Auitzotl, suları çok şiddetli bir şekilde fışkıran ve lagünlerin düzeyini yükselten, birçok konutu tahrip eden Acuecuexatl’ın kaynağını dalgıçlar aracılığıyla kuruttu. Bu sırada, açlık sıkıntısı çeken halka 200 bin yük mısır, giysi ve 32 bin kayık dağıttı.

Yerel semt yöneticilerinin emrindeki çalışma ekipleri yolların temizliğini, kanalların ve suyollarının bakımını sağlıyordu. O dönemle ilgili tanıklıkların hepsi yolların temizliği konusunda hemfikirdir. Tenochtitlán genel olarak çok düzenli ve sağlıklı bir kentti. Cortés Şarlken’e yazdığı mektupta binaların güzelliğini, kolektif yaşam örgütlenmesini ve ‘yerlilerin her şeye mantıklı açıklamalar getirme’ alışkanlıklarını övmüştür.”

(Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları, 2006 Eylül, s.52)