Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Aztek toplumu zengin miydi?

“Önceleri, Aztek kabilesinin her bireyi calpulli’sinin kendisine ayırdığı bir araziyi kullanma hakkına sahipti. Bu işlerle ilgili görevli, bir yaşlılar konseyiyle birlikte kadastro defterlerini günü gününe tutardı. Topraktan başka zenginlik yoktu; toprak mülkiyeti de ortaktı.

Ama iki tarihsel gelişme olgusuyla birlikte köklü değişimler gerçekleşmiştir. Öncelikle, Itzcoatl döneminden başlayarak, fetihler Aztek İmparatoru’na, müttefik krallara ve yüksek mevkilerdeki  insanlara ‘savaş toprakları’ ya da ‘komutanlık’ denen geniş mülklerin gelirlerinden yararlanma olanakları vermiştir. Teorik açıdan bu toprakların mülkiyeti özel değil kolektif olmasına rağmen, pratikte yönetici sınıf lehine bir toprak serveti oluşmaktaydı. Öte yandan, haraç ve özellikle ‘pochteca’nın elindeki ticaret sayesinde Mexico’ya büyük miktarlarda ender ve değerli madde akmıştır: Pamuk, kakao, kauçuk, altın, yeşim taşı, turkuvaz, ketzal tüyü. Böylece ‘hareketli’ bir servet oluşuyordu ve yetkililer bunun bir bölümünü hediye ve ödül olarak dağıtıyordu. Öte yandan, müteivazı bir yaşam süren ve servetlerini gizleyen tüccarlar bu maddeleri depolarında biriktiriyorlardı.

Bugün halkın ‘yaşam düzeyi’ dediğimiz şey başından beri pek değişmemişti. Ama askeri aristokrasi, bir yandan eski çağların ‘katı ve acımasız’ yetingen ve çileci yaşamını yaygınlaştırmaya çalışırken, bir yandan da gitgide lüks bir yaşamı benimsiyordu ve bunların başında da sarayları ve bahçeleri, haremleri ve servetleri, tüylü giysileri ve mücevherleriyle hükümdar vardı. Tüccarlara gelince, onlar gitgide artan nüfuzlarını dayandırdıkları ve göstermedikleri bir zenginliğe sahipti.”

(Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları, 2006 Eylül, s.46)