Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Yüksek devlet görevlileri

“Toplumun zirvesinde Aztek sitesine ikili bir hiyerarşi egemendir. Tecuhtli unvanı, derebeyi, soylu, yüksek kişiye, yüksek askeri ve sivil görevlerde bulunan kişiye aittir: Eskiçağ Roması’ndaki gibi, parlak kariyer hem sivil hem askeri olabilir ve bu kişiler gerektiğinde adli görevleri de yerine getirebilirler. Tecuhtli, imparator olsun, büyük konsey olsun, vali ya da yargıç olsun, vergi vermez ve tarlada çalışmaz. Kendisine verilen topraklarda –genellikle çok geniş arazilerdir bunlar- maceualtin, çiftlik kiracıları ya da köleler onun için çalışır. Gelen haraçtan yararlanır, rütbesine göre yiyecek, giysi, mücevher, değerli taş ve tüy alır. Konağı kamu kaynaklarından yararlanılarak inşa edilir ve yönetilir. Hizmetçileri, köleleri, katipleri, küçük memurlardan oluşan bir karargfahı vardır. Para kullanılmayan bir ülkede bütün bu somut yardımların ve hizmetlerin bu yüksek devlet görevlilerinin ‘maaşları’ olduğu söylenebilir.

Bu yüksek devlet görevlilerinin en eskileri ve aynı zamanda en az önemli olanları, kökenleri belirsiz göç dönemine kadar giden calpulli şefleriydi. Bölgelerinin evli erkekleri tarafından yaşam boyu görevde kalmak üzere seçilirlerdi. Bunlar ilke olarak aynı aileden seçilirdi. Tenochtitlán’da, imparatorluk rejiminde kent valisi Uey Caplixqui’ye karşı sorumluydular. Başlıca görevleri ‘calpulli’nin arazilerinin defterlerini günü gününe tutmak, yeni ailelerin paylarını dağıtmak, arazilerini ihmal eden kimseleri uyarmak ve işlenmeyen topraklara el koymaktı. Bu işlerde onlara katipler ve bir yaşlılar konseyi yardımcı olurdu.

Bazı ailelerin tercih edilmesi ilkesi imparatorluk hanedanı dahil olmak üzere bütün yüksek görevliler ve daha ileride işlenecek olan Ciucoatl için de geçerliydi.

Burada, gerçek anlamda, soydan gelen bir soyluluk söz konusu değildi ya da daha doğrusu böyle bir soyluluk oluşma yolundaydı. İlke olarak, topraklar, mülkler, soyluların konakları tam anlamıyla kendilerine ait değildi. Gerçek anlamda yararlanma hakkına sahip değillerdi bunlardan. Bununla birlikte, büyük aileler varlıklarını sürdürüyorlardı kuşaktan kuşağa. Bir tecuhtli’nin oğlu pilli sanına sahipti; din adamları tarafından ‘calmecac’larda verilen yüksek öğrenim hakkına sahipti ve bazı mülkler ‘pillalli’ler ona aitti. Hükümdarlar, tercihen bir ‘pilli’yi elçi, vali, yargıç olarak atıyordu. Böylece, halktan gelen bir elitin katkılarıyla sürekli zenginleşmesine rağmen, ekonomik ve politik ayrıcalıklarla bir aristokrasi güçleniyordu. Ama ‘soylu’ bir aile, çocuklar babalarına layık olmadıkları takdirde, bir ya da iki kuşak içinde yoksulluk içine düşebilirdi. Buna karşılık, büyük savaşlar ve önemli fetihler vesilesiyle hükümdarlar halk kökenli onlarca ‘tecuhtli’yi yüksek mevkilere getirebiliyordu.

Yüksek mevki sahibi kimseler yararlandıkları avantajların karşılığında bütün zamanlarını ve bütün enerjilerini kamu hizmetleri için harcamak zorundaydılar. Yasalar, gelenek ve görenekler yolsuzluk yapan memuru, görevini kötüye kullanan yargıcı şiddetle mahkum ediyordu. ‘Soylular’ın topluluk içinde sarhoş olmaları sıradan yurttaşların sarhoşluğundan daha şiddetli bir biçimde cezalandırılırdı.”

(Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları, 2006 Eylül, s.43)