Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Aztek Toplumunda köleler

“Geleneksel anlamda, bu sözcük, ne yazık ki yanlış bir biçimde, toplumun en alt sınıfını oluşturan ‘tlatlacotin’i (tekili tlacotli) belirtir. Bu bağlamda farklı kategoriler söz konusuydu: Büyük törenlerde kurban edilecek olan savaş tutsakları, hapsedilmeyen ama toplum için ya da zarar verdikleri insan için çalışmak zorunda olan kamusal mahkumlar; kumar ya da içki nedeniyle tükendikten sonra kendilerini gönüllü olarak satan erkekler ve kadınlar; nihayet, bir ailenin, borcunu ödemek amacıyla birisinin hizmetine verdiği uşaklar (bu uygulama 1505 yılında yürürlükten kalkmıştır).Göç sırasında ve kent yaşamının başlangıcında Aztekler’de kölelik olmamıştır büyük olasılıkla. Ama 16. yüzyılın ilk yıllarında birçok tlatlacotin yüksek devlet görevlilerinin tarlalarında çalışıyordu, tüccarların kervanlarında yük taşıyordu ya da soyluların evinde uşaklık yapıyordu. Köle kadınlar örüyor, işliyor, süslüyordu.

Bu kölelerin Antik Yunan Roma köleleriyle ortak özelliği yurttaş olmamaları ve bir efendiye ait olmalarıydı. Ama benzerlik sadece bu kadardı. Tlacotli’nin barınağı vardı, geçimi sağlanıyordu, öteki yerliler gibi giyiniyordu ve iyi muamele görüyordu (söylentiye göre, Tezcatlipoca ‘sevgili çocukları’ olan kölelerin koruyucusuydu ve onlara kötü muamele eden efendileri çok sert biçimde cezalandırırdı), mal, toprak, ev sahibi olabilirdi, hatta başka kölelere bile sahip olabilirdi. Özgür bir kadınla evlenebilirdi. Çocukları özgürdü. Birçok biçimde azat edilebilirdi (tekrar satın alınma, efendinin vasiyetiyle özgürlüğüne kavuşma, imparatorun himayesini isteme) ve hükümdarlar da zaman zaman çok sayıda köleyi özgürlüğüne kavuşturma kararı alırdı. Sözgelimi, bir kölenin hırsızlık nedeniyle cezalandırılmasının yerini çalınan şeyin iade edilmesi ya da zararın bir biçimde karşılanması uygulaması alabiliyordu. Bir erkeğin ya da bir kadının köle olarak satılması anlaşması en azından dört tanığın huzurunda yapılan bir anlaşmaydı. Üzerinde anlaşılan bedel anında ödenirdi. Sözgelimi, yirmi kumaş parçasından olaşan bir yük, tlacotli sermayeyi harcamadıkça özgür kalabilirdi. Efendisi onu ancak dürüst davranmadığı takdirde, tembellik ederse yara sarhoş gezerse satabilirdi. Dahası, kölenin görevlerini yerine getirmediğini üç kez tanıklar aracılığıyla kanıtlamak zorundaydı. Üç sahibinin de satmak zorunda kaldığı köle Azcapotzalco pazarına çıkarılır, tüccar ya da zanaatkar loncalarına satılma ve tanrılara kurban edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirdi.

Yurttaş olmayanların oluşturduğu bir özel kategoriyi, topraksız köylüleri, bazı büyük derebeylerin mülklerinde yaşayan çiftlik kiracılarını kölelerle karıştırmamak gerekir. Bunlar vergi vöermezdi ve angaryaya tâbi değildi ama askerlik yapmak zorundaydı. Bu ‘kırsal el emeği’nin (tlalmaitl) kökeni karanlıktır, hiç kuşkusuz, Aztek kabilesine ait olmayan ve savaşlardan ve siyasal çalkantılardan sonra kendi kabilelerinden kaçan ve bir Meksika soylusunun himayesine giren yerliler söz konusudur bu bağlamda.”

(Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları, 2006 Eylül, s.38)