Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

Niksar fotoğraflar 1
Niksar fotoğraflar 2
Niksar fotoğraflar 3
Niksar fotoğraflar 4
Niksar fotoğraflar 5
Niksar fotoğraflar 6
Niksar fotoğrafları 7

 

Fotoğraflar 1

Niksar

Tarih, tabiat, kültür ve turizm kenti Niksar, Orta Karadeniz’in iç kısımda Kelkit vadisi üzerinde Tokat iline bağlı bir kenttir. Yüzölçümü 955 kilometrekare, ortalama rakımı 350 mt olan Niksar, Canik dağlarının Kelkit vadisine inen eteklerinde kurulan ve Kelkit ırmağının geçtiği vadi boyunca uzanan tabii güzelliklerin şehridir. İklim olarak orta Karadeniz iklimi ile iç Anadolu iklimi arasında bir geçiş iklimi bölgesidir. Kışlar ılık ve yağışlı yazlar ise sıcak geçmektedir. Yıllık yağış ortalaması 500 mm,  yıllık sıcaklık ortalaması ise 15 derecedir. Tarım arazisi bakımından elverişli bir ovaya sahiptir. Yetiştirilen ürün çeşidi olarak zengin bir yapıya sahip Niksar ovası yılda birden fazla ürün vermektedir.

Danişmendli, Selçuklu ve Osmanlı zamanlarının Türk İslam kültürünü yansıtan eserlerle donatılan şehir, tarihin izlerini bütün ihtişamıyla yaşatan zengin bir açık hava müzesi görünümündedir.         

 

Niksar, Danişmendliler devleti kurucusu olan Melik Danişmend Gümüştekin Ahmet Gazi tarafından fethedilmiş, Niksar’ı sahil Rumlarına karşı mücadelede kendisine hem bir üs hem de bu devletin başkenti olarak seçmiştir. Bu dönemde Niksar ilim ve kültür merkezi haline gelmiştir. Tarihi ipek yolunda olan Niksar, Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük padişahlara ev sahipliği yapmıştır. Kentimizde birçok tarihi eser bulunmaktadır.       

 

Niksar Kalesi: Diyarbakır kalesinden sonra Türkiye’nin ikinci büyük kalesi olan Niksar Kalesi, altı köşeli eski bir kale olup üç tane kapısı vardır. Kalenin içinde Bizans dönemine ait bir kilise, hamam, ambarlar, zindanlar ve Anadolu’nun ilk tıp eğitiminin verildiği ve 1158 yılında Nizamettin Yağıbasan tarafından yapılan tromplu(Binanın bir bölümünü tutmaya yarayan köşe kubbesi), açık kubbeli olan medrese 1939 depreminde hasar görmüş, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve belediyemiz katkılarıyla restore çalışmalarının büyük bir kısmı tamamlanmıştır. Niksar Kalesi restorasyon çalışmaları ise Kültür Bakanlığı ve Belediyemiz işbirliği ile sürmekte olup  %40 lık aşaması çok kısa bir sürede tamamlanmış ve 2011 yılı yatırım programlarına alınması için gerekli çalışmalar yapılmaktadır. En kısa zamanda Niksar kalesi tüm görkemiyle ortaya çıkarılarak hem yerli turizme hem de yabancı turizme açılacaktır. Aynı zamanda Niksar Kalesi rekreasyon çalışmaları yerel kaynakla sürdürülmektedir. Restorasyon ve Rekreasyon çalışmaları sonrası ayağa kalkmış bir kale Niksar’ı ayağa kaldıracaktır. Niksar Belediyesi tarafından yapılan rekreasyon çalışmaları sonrası Niksar Kalesinde Niksar Kent Müzesi ve açık havada Anadolu Medeniyetleri Taş Eserleri Müzesi açılacak olup aynı zamanda Niksar Kalesi doğal bir gezi alanı içerisinde insanların gezilebileceği, dinlenebileceği ve müthiş bir manzarada çay ve kahvelerini içebileceği bir yere dönüşecektir.

 

Çöreği Büyük Camii: Niksar’da İlhanlılardan kalan en önemli eserlerden birisidir. Hicri 13. Yüzyılda tekke ve zaviye olarak inşa edilmiştir. Kare planlı yapıdır. Adını kapının sağ ve sol yanlarında bulunan çöreğe benzer iki büyük diskten almıştır. Caminin en ilginç yanı portakal stalatitlerinin (Omurgalılarda, denge ve yönelimle olan ilgileri bakımından işitme taşlarına verilen ad) orta yerinde bulunan çömelmiş geyik ya da ceylan olduğu sanılan figürdür.

 

Ulu Camii: 1145 yılında yapılan camii dikdörtgen planlıdır. Selçuklu ve Osmanlı mimari özelliklerini taşımaktadır. Anadolu’nun en eski ve en yüksek tuğla minaresine sahip olup, bu minare depremden sonra yıkılmıştır. Yerine daha kısa blok tuğladan bir minare yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmet Trabzon seferine giderken ramazan ayına denk geldiğinden ramazan ayını ve bayramı Niksar’da ulu camiinde geçirdikten sonra sefere çıkmıştır.

 

Kırkızlar Kümbeti: 12. Yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan bu kümbet sekizgen planlı, piramit külahlı tuğla malzeme ile örülmüş anıtsal bir kümbet görünümündedir. Tuğla yapının pencere ve kapı üstlerinde turkuvaz renkli çini mozaikler vardır. Adı konusunda halk arasında yaygınlaşan değişik öyküler bulunmaktadır. Öykünün birinde zalim kralın kızı olan kırk kız arkadaşın, zalim hükümdarın zorla topladığı vergileri hazineden bir türlü çıkarıp yoksul halka geri dağıttığı fark edildiklerinde ise hepsinin öldürülüp şimdiki türbenin olduğu yere defnedildikleri; daha sonrada Selçuklular döneminde kırkızlara hürmeten bu türbenin yaptırıldığı anlatılmaktadır. Diğer öyküde ise Niksar’ı fethe gelen Türk askerleri kalede yaşayan kızlara âşık olurlar ve bu 40 tane kız gizli geçitlerden askeri içeri almak için anlaşırlar. Bu durum kalenin askerleri tarafından duyulur. Türk askeri gizli geçitten içeri girmek için gittiklerinde bu 40 kızın kellelerinin kesili olarak bulurlar. Ve askerimiz bu kırk kızın kellelerini alarak şu anki kümbetin olduğu yere getirerek defnederler. Restorasyonu Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmıştır.

 

Yağıbasan Medresesi: Anadolu’da günümüze kadar gelebilen ilk ve en eski medreselerdendir. 1158 yılında Niksar kalesinde inşa edilmiştir. Kapalı avlulu, iki eyvanlı ve revaksız bir medresedir. Anadolu’da tıp eğitimi verilen ilk medreselerden biri olarak bilinir. 1939 ve 1942 depremlerinde büyük bir kısmı çöken yapının restorasyon çalışmaları büyük ölçüde tamamlanmıştır. Belediye olarak Yağıbasan medresesinde fotoğraf sergisi ve çeşitli kültürel etkinlikler düzenlemekteyiz.

 

Leylekli Köprü(Yılanlı Köprü): Kentimiz içinden geçen Çanakçı Deresi üzerinde Arasta Camii yanındadır. Tek kemer gözlü, yarım daire şeklindedir. Kemer kilit taşının üzerindeki taşta ağzında yılan tutan bir leylek figürü vardır.

 

Taşmektep (Prof. Dr. Metin SÖZEN Kültür Evi): Eski Hükümet Konağı yanında yer alan ve kitabesi bulunmayan yapının kesin inşa tarihi bilinmemektedir. İnşa tekniği ve mimari özelliklerine göre 19. yy’a tarihlenebilmektedir. Eğimli bir arazide kurulmuş yapı enlemesine dikdörtgen planlıdır. Kare planlı yan yana iki mekândan oluşmaktadır. Yapının önünde, dört sütun üzerine oturan dört bölümlü revak düzenlemesi yer almaktadır.

 

Lülecizade Kardeşler Çeşmesi: Bugün Çöreği Büyük Camii’nin yanına alınan çeşme, Roma Dönemine ait lahit taşlardan inşa edilmiştir. 1921 yılında Lülecizade Kardeşler tarafından yaptırılmıştır. Çeşmenin üzerine konulan lahit kapağının doğu köşesinde kabartma tekniği ile sürüsünü otlatan bir çoban, batı köşesinde bir hayvan sağan kadın tasvir edilmiştir. 1921 yılında yazılan kitabesi ise;

 

Merhaba ey yolcu kardaşlar size hep merhaba,

Okuyun bir Fatiha ruhumuz bulsun sefa,

Ziya, Nazif, Asaf, Fahri, Sıdkı şehittir

Dünyadan şimdi oldular cüda,

Şuyu bulan Salih kardeş razı olsun evvel Hüda,

Din yoluna can virmişiz canımız olsun feda,

İçin suyı beşimizin ruhu bulsun gıda,

İşbu çeşme sene bin üç yüz kırkda buldu nema,

İçin afiyetle gidin selametle.

 

Hükümet Konağı: Sultan II. Abdülhamit devrinde 1905-1907 yılları arasında Niksar eşraflarından Hacı Abdurrahman Efendi tarafından yaptırılmıştır. Uzun yıllar Hükümet Konağı olarak hizmet veren yapı, bir dönem Niksar Halk Kütüphanesi olarak da kullanılmıştır. 2007 yılında restorasyona alınan binanın çalışmaları tamamlanmak üzere olup, tamamlandığında Belediye Başkanlığı ve Kültür Merkezi olarak kullanılması planlanmaktadır.

 

Talazan Köprüsü: Niksar - Erbaa yolu üzerinde yer alır. Yedi sivri kemer gözlüdür. Bunlardan ortadaki en büyük kemer yıkılmış, aradaki boşluk düz bir demir köprüyle birleştirilmiştir. Kemer örgüleri kesme taşlarla diğer kısımlar ise moloz taşlarla örülmüştür. XIII. yy’ın ilk çeyreğinde yapıldığı sanılan köprü, 1390 yılında “PALAZAN” adıyla bilinmektedir. Köprü 10 mt genişliğinde, 9 mt yüksekliğinde ve 147 mt uzunluğundadır. Çevresindeki kalıntılar köprünün bir zamanlar önemli bir geçiş noktası olduğuna işaret etmektedir. Talazan Köprüsünün restorasyon çalışmaları Vakıflar Genel Müdürlüğü Tarafından başlamış olup aslına uygun olarak çok kısa bir zamanda tamamlanması planlanmaktadır.

 

Erzurumlu Emrah ve Cahit Külebi anıt mezarları: Erzurum’un Tanbura köyünde doğan şairin doğum tarihi bilinmiyor. Erzurum’da medrese eğitimi gören ve daha sonra Erzurum’dan ayrılarak Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde saz çalıp şiirler okuyan Erzurumlu Emrah en son Niksar’a gelip yerleşerek hayatının geri kalanını Niksar’da geçirdi. 1860 yılında Niksar’da Yaşamını yitiren Erzurumlu Emrah’ın Mezarı sürekli gittiği, bugün Adalı’nın Kahvehanesi olarak bilinen Mahfel’in karşısındaki Karşıbağ Mahallesine çıkan Tekke Bayırı’ndadır. 1986 yılında Erzurumlu Emrah’ın mezarı anıt mezar haline dönüştürülerek ziyaretlere açılmıştır.

 

Cahit Külebi: 20 Aralık 1917'de Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu, 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara’da öldü. Sivas Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Antalya Lisesi'nde, Ankara Devlet Konservatuarı’nda, Ankara Gazi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Milli Eğitim müfettişi oldu. İsviçre’ye kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak atandı. Yurda dönünce Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği ve Kültür müsteşar yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1972'de emekliye ayrıldı. 1983 yılına kadar Türk Dil Kurumu'nda çalıştı. 1976'dan sonraki dönemde Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı’ydı. İlk şiirleri "Nazmi Cahit" takma ismiyle 1938'de Gençlik dergisinde yayınlandı. Daha sonra Varlık Dergisi'nde yayınlanan şiirlerinde de aynı imzayı kullandı. 1950-1954 arasında Sokak, İnsan, Türk Dili, Yaratış, Kültür Dünyası gibi dergilerde çıkan şiirleriyle ünlendi. İlk şiir kitabı "Adamın Biri" 1946'da yayınlandı. 1949'da çıkan ikinci kitabı "Rüzgâr"da Orhan Veli şiirine yaklaştığı dikkat çekti. "Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda adlı eseri, Nevit Kodallı'nın "Atatürk Oratoryosu"na temel oluşturdu. 1940 sonrasında başlayan şiirimizin yenileşmesi hareketinde kendine özgü bir yeri var. 25 Haziran 2010 tarihinde Niksar Belediyesi ve Cahit KÜLEBİ’ nin oğlu Ali KÜLEBİ’nin girişimleriyle bir anıt mezar yapılarak kendisinin de isteği üzerine Erzurumlu Emrah Anıt mezarının yanına yapılan törenle anıt mezarı ziyarete açıldı.

 

Efkerit Vadisi Luvi Tapınağı: Niksar Kent merkezine 10 km uzaklıkta bulunan Efkerit mevkiinde mağaralar, irili ufaklı Tümülüsler, mezar kalıntıları ve Luvilere ait bir tapınaktan oluşan bir kanyonda yer almaktadır. Anadolu’da yaşayan ilk ırklardan olan Luviler, M.Ö. 3000 yıllarında gerçekleştiği düşünülen Nuh Tufanı’ndan kaçarak bu mağara ve tapınakları inşa ettiği genel kanaattir. Daha sonra bu mağara Nizamettin Yağıbasan tarafından askeri üs olarak kullanıldığı çeşitli kaynaklarda yer almaktadır.

 

Cin Camii: Taşmektep Mahallesinde bulunan yapının 1160 da Danişmendliler zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Doğu- batı doğrultusunda moloz taştan dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiştir.

 

Melikgazi Türbesi: Niksar fatihi Melik Ahmet Gazi’nin yattığı türbedir. Tipik Selçuklu mimarisine göre ve mescite benzer şekilde inşa edilmiştir. 1942 depreminde büyük hasar gören türbe 1990’ lı yıllarda restore edilmiştir. Halen bulunduğu mekânda dikkat çeken bir yapıdır. Türbenin çevresi Niksar’ın çeşitli yerlerinden getirilen mezar taşları ve kitabelerle düzenlenmiş bir açık hava müzesi görünümdedir.

 

Akyapı Kümbeti: Kare mekân üzerine tromplu bir kubbe oturtulmuştur. Moloz taştan yapılmış ve kesme taş kaplanmıştır. Doğu yönünde sivri kemerli kapısı ve güney yönünde dikdörtgen bir penceresi vardır. Kitabesi olmayan tipik bir Selçuklu eseri olan türbenin XIII. yy’da Selçuklular döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir.

 

Kolag Kümbeti (Arslan Doğmuş ): Atabey Şahin Şah’ın (1182-1183) babası Arslan Doğmuş’un yattığı tekke; Selçuklu yapı geleneğine uygun moloz taş üzerine kesme taş kaplanmış sekizgen planlı ve kubbelidir. XII. yy’da yapılan kümbet içinde kûfi yazılı taşları olan iki mezar bulunuyor. Her kenarda kemerli pencereler yer almakta olup; lentolu kapının üzerindeki kitabede mealen: “Büyük Hacip; Esedüd – Din Arslan Doğmuş Bin Abdullah. Allah ona rahmet eylesin” yazmaktadır.

 

Hacı Çıkrık Türbesi: 1182 -1183 yıllarında Bedrettin Ebu Atabek Mansur Şahin Şah bin Arslan Doğmuş tarafından yapılmış olup Selçuklu eseridir. Bir eyvan ve iki yanında tonozlu mekânlar günümüze ulaşmıştır. Sivri beşik tonozla örtülü eyvanın kemeri güneye bakmaktadır. Eyvanın iki yanındaki tonozlu mekanlara, güneye açılan birer kapıyla girilmektedir. Eyvan kemerinin iki yanında görülen güneye yönelmiş kemer başlangıçları, medrese planını tamamlayacak güneye doğru uzanan birimlerin varlığını göstermektedir. Bugün için eyvan, içine yerleştirilmiş üç mezarla türbe fonksiyonu kazanmıştır. .Tonozlu mekân onozlu mekânlara geçişler ahşap doğrama kapılar ile sağlanmaktadır. Bu mekanlar sıvanmıştır. Yapı üst örtüsü kurşun kaplanmıştır. Türbe etrafında çevre düzenlemesi yapılmıştır. Yapı etrafındaki kalıntılardan ve sözlü ifadelerden medresenin beden duvarları günümüzde mevcuttur. Moloz taşla inşa edilmiş yapının eyvan kemerinde kesme taş kullanılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan eser 2008 yılında restore edilerek hizmete sunulmuştur.

 

Sunguriye Türbesi: Danişmendliler dönemine ait olduğu bilinmekle beraber yaptıran ve yapım tarihi bilinmemektedir. Türbede yatanın Danişmend Ahmet Melik Gazi’nin oğlu İsmail Sungur olduğu rivayet edilmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğünce restorasyonu tamamlanmıştır.

 

Doğan Şah Alp Türbesi: Melikgazi Mezarlığı girişinde yer alna türbe; Dikdörtgen planlı, moloz taşla inşa edilen yapının kitabesinde “Bu murabut, müeiibit, büyük emir İsfehsalar Siracüddin Alp Bin Savcı. Allah ona rahmet eylesin” yazmaktadır. Hemen karşısındaki yapıda; Seyyid Nurettin Alp Arslan’a ve kardeşi Rufai-zade Alaaddin Savcı Beye ait kabirler vardır. Bu türbeninde XII. yy’da yapıldığı tahmin edilmektedir.

 

Hüseyin Gazi Türbesi: Niksar’a 7 km uzaklıktaki Hüseyin Gazi köyünde yüksek bir kayalığın üzerindedir. O dönemdeki Türk büyüklerinin mezarları gibi büyük taşlarla çevrilmiştir. Eni 2,5 mt, boyu 7,5 mt olan mezardaki şahsın Melik Ahmet Danişmend Gazinin Niksar’daki ilk beylerinden Hüseyin Gazi olduğu bilinmektedir.

Mühürkesen Türbesi: Niksar’a 15 km uzaklıkta Efkerit Köyü sınırları içinde halk arasında Mühürkesen diye bilinen 4 tarafı taş kitabelerle yazılı bir mezardır. Tam olarak okunamayan kitabelerde Ayatel Kürsi yer almaktadır. Çevresinde ise değişik motifli geometrik silindirik taşlar bulunmaktadır. Bu taşlar Deniz yıldızı lalesi fosiline aittir.

Roma Dönemi Arsenali: Niksar kent merkezinde, İsmet Paşa Mahallesi'ndeki yapı kalıntısı, aynı alanda bulunan tek katlı evin altında yer almaktadır. Yeraltındaki yapı kalıntısına, evin bodrumundan girilmektedir. Ancak burası giriş kapısı olmayıp tahrip edilen koridor ağzıdır. Bu çöküntüden tonozlu koridor kısmına ulaşılmaktadır. Birbirine paralel uzanan iki galeriden oluşan yapının yan galerisine, ana galeriden bir açıklıkla geçilmektedir. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan, dörtgen planlı bir yapıdır. Yapı üç ayrı mekandan oluşmuştur. Ortadaki dörtgen planlı giriş mekânının kuzey ve güney cephelerinde birer giriş kapısı bulunur. Girişler yekpare iri taş sövelerle oluşturulmuştur. Kuzey girişi ile güney girişleri tahrip edilmiş durumdadır. Bu orta mekâna açılan doğu tarafta 11 adet tonoz ortada oda yer alır. Batı yönde ise dörtgen planlı uzun bir mekan yer alır. Bu mekân girişi ortada olup giriş salonuna açılır ve giriş yan söve taşlar ile eşik ve tavan taşı tek blok kullanılarak inşa edilmiştir. Tonoz örtülüdür. Taban kireç harçlı horosan malzeme ile kapatılmıştır. Tavanda yaklaşık 4 metre yüksekliğinde havalandırma bacası yer alır. Odalar, 2,50 x 2,50 metre ölçüsünde olup tonoz örtülüdür. Girişler tuğla örgü kemer geçişlidir. Duvar kalınlıkları 1,20 metredir. Tavanlarda yine havalandırma bacaları görülür. Ancak daha sonraki bir aşamada kapatılmışlardır. Orta giriş mekânı üstünde de havalandırma bacaları yer alır. Uzunluk 40 metre, yükseklik 4 metredir. Tabanlar horasan kaplıdır. Tüm mekânlar erozyonla taş, kum dolguludur. Yapıda tüm mekânlara gömü yapılmıştır. Çok sayıda iskelet taban seviyesinde yer alır. Mimari doku konak tarzı, M.Ö.2–3. yy. karakteri olduğunu gösterir. Bu tarihi eserlerin yanında ayrıca Taşbina, Çoroğlu Konağı, Softoğlu Konağı, Gümüşler Konağı, Mukayitler Konağı, Çavuşoğlu Konağı, Mahfel, Roma Hamamı, Çavuş Hamamı, Seğmenli Köprü, Roma Dönemi Tarihi Cer (Kireç Köprü) Köprüsü gibi birçok tarihi eser bulunmaktadır. Bunların haricinde son araştırmalara göre dünyanın ilk dikey milli su değirmeninin Niksar’da M.Ö. 1. yy’da inşa edildiğini ve bu bilgiden yola çıkarak Niksar’ın ilk Endüstri Başkenti olduğunu yapılan bilimsel tanımlamalar ortaya koymaktadır. Niksar Belediyesi olarak en yakın zamanda bu değirmenleri aslına uygun bir şekilde inşa edip turizme kazandıracağız.

Çamiçi Yaylası: Deniz seviyesinden yaklaşık 1350 m. yüksekte bulunan Çamiçi kente 17 km. uzaklıkta olup, Niksar; Ünye yolu üzerindedir. Kentin kuzeyine düşer. Tamamen çam ağaçlarıyla kaplı, tabiat harikası bir yayladır. Çamiçi’nin çam kokulu serin havası doğal bir terapi niteliğinde olup dinlenmek isteyenlere tavsiye edilir Başlangıçta 3-5 yayla eviyle (Ahşap yapı) başlayan yapılaşma giderek artmış, bugün bölgede hane sayısı yüzlerle ifade edilmeye başlamıştır. Çamiçi Yaylası; Orta Anadolu'dan ve Akdeniz Bölgesinden, Karadeniz Bölgesine giden en kısa yoldur. Çamiçi Yaylası'nda piknik, doğa yürüyüşü ve kamp yapabilirsiniz. Yaylada gündüzleri pür toplanır ve akşama ateş yakılarak çevresinde şarkı söylenir. Köze patates gömülüp sabah yenir. Akşam yol boyu yürüyüşlerinde yaylanın o müthiş havası ciğerlere çekilir. Kebabın yanında koyun yoğurdu yenir ve üstüne buz gibi yayla suyu içilir. Niksar dışından gelen konuklarımız için çeşitli tesisler de hizmet vermektedir. Ayrıca Çamiçi Yaylası, Kaz Dağlarından sonra en zengin oksijene sahip alanlardan birisi olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur. Nem oranının sıfıra yakın olması astım ve şeker hastaları için önemli bir tercih sebebidir. Çamiçi Yaylası Turistik yaylalar kapsamına alınma çalışmaları sürmektedir.

Ayvaz Parkı Ve Ayvaz Kent Ormanı: Niksar’da bulunan birçok park arasında ayrı bir öneme sahiptir Ayvaz Parkı. Dünyaca Ünlü Ayvaz Suyu’nun çıktığı alanın hemen yanında bulunan, çam ağaçlarıyla kaplı, içinde köprülü havuzu, büfeleri, pide ve kebap salonları, çocuk oyun alanları ve dinlenme alanlarından oluşmaktadır. Park, şehir merkezinden 2 km güneydoğuda bulunmaktadır. Ayrıca Orman Genel Müdürlüğü ve Niksar Belediyesi işbirliği ile yapılan Ayvaz Kent Ormanı oyun alanları, kamelyaları, süs havuzları ve yürüyüş parkurlarıyla görülmeye değer.

 

DİYORLAR BİZDE  (ŞİİR)

Düzgün, mısmıldır; başörtüsü, bürük            Merdiven, badaldır; sebze de, zavzu,

Lahana, kelem; dağ armudu, çördük.          İğneye biz derler, dibeğe, sohu.
İştaha, mada; azıcığa, eccük,                   Sitil, kovadır; ceket ise saku,
Alkışa da çepik diyorlar bizde.                    Sedire de mahat diyorlar bizde.

Behni, yem yeridir; arazi, yazu,                 Banyo yapmak yunmak, bol ise foltah,
Göcek köşedir; yumruk ise muşmu,             Hindi, culuhtur; sac ekmeği cızlah.
Balçığa lığırt, ev duvarına çandu,               Patates gostil, sahiye essah,
Civcive de cücük diyorlar bizde.                 Kızılcığa zoğal diyorlar bizde.

Takunya, nalindir; çok fazla zebil,              Biber, issottur; sırık ise herek,
İçi boş küfüktür; katmerse, hetil,               Elbise, urbadır; kilitse firek,
Şubata gücük, yatağa da mitil,                  Fasülye çiğit; raf ise terek,
Belkiye ellağam diyorlar bizde.                   Muşmulaya döngel diyorlar bizde.

Salon, hayattır; sürekliyse fasa,                Ağleş, dur demek; yazma ise çember,
Keh, uçurumdur; sığ yer ise yoha,              Ahacuk iştedir; bakır kap lenger.
Aşgana, mutfak; işteyse deydaha,             Yufkaya işkefe, salçaya pelver,
Çınara kavlağan diyorlar bizde.                  Mandaya da kömüş diyorlar bizde.

Azıcık, bidıhım; tatsızsa sarsuh,                 Şip, çabuk demek; rezil de ilezir,
Boduç, su kabıdır; ayran da gatıh.              Foroz, horozdur; kevgir de ilistir.
İşkembeye mimbar; çiviye de mıh,              Kaynağa göze, peçeteye peşkir,
Bileziğe golbağı diyorlar bizde.                   Geçen yıla bıldır diyorlar bizde.

Keçi, eliktir; kedi yavrusu, enük,                Kızılcık, kirendir; sincap ise calit,
Piliç, feriktir; böcek ise böcük.                   Pancar, pazudur; meşe ise pelit.
Fareye sıçan, eşeğe de kölük,                   Cevize, koz; yemek suyuna tirit,
Kaplumbağaya tosbağa diyorlar bizde.         Karpuza da bostan diyorlar bizde.

Kısa yol kesedir; köşe de çene,                  Orak, galuçtur; un kabı da tirki,
Üzüm dalı, tevek; tane de dene,                Mandal, kıskaçtır; kova ise helki.
Salatalık, hıyar; yineye gene,                    Ayrana, ağartu; ekşiye eşgi,
Kahveye de gayfe diyorlar bizde.               Kompostoya hoşaf diyorlar bizde.

Deriye gön, virane yere peğ,                     Sopa kötektir; hafif ise yeğnik,
Yabaya dirgen, büyük sepete heğ,             Çit, fıraktudur; kümes ise pinnik.
Sırığa taya, lavobaya cağ,                        Köşeye göcek, sıraya ise keşik,
Yağ kabına şapşal diyorlar bizde.                Kilime de cecim diyorlar bizde.

Kürek, güdeldir; zehir ise ağu,                    Ham karpuz, şalak; ibrik ise ırbıh
Sert yitidir; damat ise güyoğu.                  Yatak döşek; küçük baraçsa cındıh.
Sıkıya kip, büyük fareye geloğu,                 Şala atgu küçük sepete gıdıh,
Çapaya da meğel diyorlar bizde.                 Çamaşıra esvap diyorlar bizde

Ezgi, gaydadır; saklambaç sinnenbit,           Tekme tepiktir; tırmıksa gelberi,
Patırtı velvele; çekirdek çiğit.                     Cımbız, mangaçtır; elbise entari.
Tepsiye sini, araca vesayit,                       Nisana abrul, ocağa zemheri,
Makarnaya erüşte diyorlar bizde                 Aralığa garagış diyorlar bizde.

M. Necati GÜNEŞ (Tarih Öğretmeni)