Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

XVI.Yüzyılda Antalya

Antalya İn the xvıth Century

 

A. Latif ARMAĞAN*

 

ÖZ

 

Coğrafi konumu itibariyle Anadolu'nun güneyinde, Akdeniz'in kuzey kıyısında kendi adını alan körfezin etrafında yer alan Antalya, M.Ö.158 yılında Bergama hükümdarı II. Attalos Fladelfs tarafından kurulmuştur. Adını kurucusundan alan şehir, Osmanlı egemenliğine girinceye kadar Bergama, Roma, Abbasi, Bizans, Ceneviz, Anadolu Selçukluları, Kıbrıs ve Teke-Oğulları'nın egemenliği altında kalmıştır.

Yıldırım Bayezid zamanında 1390 yılında Teke Oğullarından alınarak Osmanlı egemenliğine giren şehir, Anadolu Eyaleti'ne bağlı Teke Sancağı'nın sancak merkezi olmuş ve XV. Yüzyıl ortalarına kadar da şehzade sancak merkezliği yapmıştır.

Kıyıda, 25-30 m. yükseklikte dik bir yarla sona eren bir traverten sekisinin üzerinde kurulmuş olan şehrin ilk yerleşme alanı olan bölgede iki çekirdek nokta vardır. Bunlardan biri, Yivli Minare çevresidir. Diğer çekirdek nokta ise Balık Pazarı Sokak ile Zafer Sokak ve Cami Sokağı'nın birleştiği yerdeki burcun çevresidir. Topografyaya, yere ve kale duvarına uygun olarak geçirilen sokaklar, bir yandan da bu iki çekirdek noktaya yönelmişlerdir. XVI. yüzyıla ait Tahrir Defterleri'nde şehirde yer alan mahalleler, dini, sosyal ve kültürel yapılar hakkında bilgiler yer almaktadır. Yüzyılın ilk yarısında H.937/M.1530-31 yılında şehir 20 mahalleden oluşmaktaydı. Bu tarihte şehirde 3 cami, 16 mescit, 1 medrese, 1 muallimhane, 1 imaret, 2 zaviye, 4 hamam ve kale mevcuttu. Şehirdeki camiler; Cami-i Atik, Cami-i Cedid ve Bali Bey Camileri, mescitler ise Has Balan, Ahi Yusuf Baba Doğan, Karatay, Makbul Ağa, Limon, Cullah Kara, Mecdüddin, Tuzcu, Bariye, Demirci Süleyman, Arap Reis, Çoban İsa, İskender Bey, Karataş ve Hacı Yusuf mescitleriydi. Bu tarihte şehirde yer alan diğer yapı ve kurumlar ise Mevlana Muhyiddin Medresesi, Hace Genç Muallimhanesi, Hace Süleyman Hatip (Mecnun Çelebi) İmareti, Ahikızı ve Hace İbrahim Zaviyeleri ve Antalya kalesidir.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında şehirdeki mahalle sayısının 39 'a, cami sayısının dörde, mescit sayısının 28 'e ve muallimhane sayısının ise 2 ye yükseldiği görülmektedir. Ayrıca şehirde 1 medrese, 1 imaret, 1 zaviye, 1 mektebhane ve kale yer almaktaydı. Bu yapıların her birinin ayrı ayrı vakıfları bulunmaktaydı. Döneme ait arşiv kaynaklarındaki verilere dayanarak yapılan bu araştırmada, XVI. yüzyılda şehirde yer alan yukarıda sayıları ve isimleri belirtilen dini sosyal ve kültürel yapılar hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Ayrıca söz konusu yüzyılda şehirde yer alan mahalleler ve nüfus durumları ortaya konarak. XVI. yüzyılın ilk ve ikinci yarısında şehirde oturan Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi nüfusun miktarları belirlenmiş ve şehrin tahmini nüfUsu belirlenerek, nüfusun dini gruplara göre dağılımı, yüzyıl içinde şehrin nüfusunda meydana gelen değişim ortaya konulmuştur.

 

ABSTRACT

 

The city of Antalya located on the north shores of the Antalya gulf in Southem Anatolia, was built by Bergama (Pergamum) king Attalos Fladelfs il in 158BC. The city, named after its builder, had been successively held by Bergama, Romans, Byzantium, Anatolian Seljuks, Cyprus and the Teke-Oğulları. The Ottoman rule emerged in Antalya in the reign of Yıldırım Bayezid in 1390. The province of Antalya became both the centre of the Teke sancak (sub-provincial division) and the residence of the crown prince(Şehziide Sancağı) by the mid-XVth century. The initial region of settlement in the city, which was sİtuated -on the coast- at a craggy ribbon of some 25-30 metre height, had a divergence in two directions. One is the Yivli Minare district. The other was the bastion in the junction between Balık Pazar street and Zafer-Cami streets. The streets, which gathered round an impressive core, stretched towards these two central points in accordance with regional topography and walls round the fortress. The tahrir defters(registers) contain a substantial amount of information about the principle historical structures -such as streets and socio-cultural and religious edifices- of this distinctly marked city. /n the fırst half of the XV/th century (in 1530-31), the city consisted in 20 streets, 3 mosques (Cami-i Atik, Cami-i Cedid, Bali Bey), 16 small mosques (the mescits of Has Balan, Ahi Yusuf Baba Doğan, Karatay, Makbul (Mukbil) Ağa, Limon (Liman), Cüllah Kara, Mücdeddin, Tuzcu, Bariye (Marıya, Demirci Süleyman, Arap Reis, Çoban İsa, İskender Bey, Karataş and Hacı Yusuf), a theological school (the medrese of Mevlana Muhyiddin), a school for teachers(the mua1limhane of Hace Genç), a public kitchen (the imaret of Hace Süleyman HatiplMecnun Çelebi), 2 lodges of dervishes(the zaviyes of Ahikızı and XVi. Yüzyılda Antalya 95 Hace İbrahim), 4 baths (Iıamam) and the Antalya fortress. In the second half of the century, the number of street raised to 39, that of mosque to 4, that of small mosque to 28 and that of muailimhane to 2. At that time, the city embraced 1 medrese, 1 imaret, 1 zaviye, 1 school for tmining civil servants (mektebhane) and a fortress. All these buildings had their separate vakıfs (pious foundations).

The present study gives detai/ed information -under the light of archival documents- about the outstanding nature of historical, religious and socio-cultural buildings of the city. Additionally, the Analysis of the changes on the Muslim, Christian and Jewish demograplıic indications in the city during the century under review was also discussed within the context of the study.

 

 

 

Anadolu'nun güneyinde, aynı adı taşıyan körfezin kuzey-batısında kurulmuş bir şehir olan Antalya, 36 derece 6 dakika ve 37 derece 27 dakika kuzey enlemleri ile 29 derece 14 dakika ve 32 derece 27 dakika doğu boylamları arasında yer almaktadır' Güneyinde doğal bir sınır olarak Akdeniz'in yer aldığı şehrin kuzeyinde Beydağları, doğusunda Vezirdağı, batısında ise Tahtalar Dağı bulunmaktadır.2

 

Pamfilya bölgesinin en önemli şehirlerinden biri olan Antalya, M.Ö. 158 yılında Bergama hükümdarı II. Attalos Fladelfs (M.Ö. 159-138) tarafından kurulmuştur.3 Adını kurucusundan alan ve Antik çağlarda Attaleai adı ile anılan şehir, Atalia, Adalia, Ortaçağ Batı kaynaklarında Satalia, Arap ve Türk kaynaklarında ise Antaliyye, Adalya şeklinde geçmektedir.4

 

Şehir kurulmadan önce de burasının bir yerleşme yeri olması muhtemeldir. Antalya'nın bulunduğu mevkide, eski dönemlere ait bir liman kentinin kurulmasını kolaylaştıran doğal şartlar dikkati çeker. Karaların içine doğru sokulmuş körfezin nihayetinde bulunan bu mevki, Akdeniz' den Anadolu içlerine nüfuz etmek bakımından elverişli bir coğrafi konuma sahiptir.5

 

XVI. Yüzyılda Antalya

 

Osmanlı hakimiyetine girinceye kadar Bergama, Roma, Bizans, Anadolu Selçukluları, Kıbrıs ve Hamid-Oğulları'nın Antalya kolu olan Teke-Oğulları'nın hakimiyeti altında kalan Antalya6, Yıldırım Bayezid zamanında 1390 yılında Osmanlıların eline geçmiştir7 Yıldırım Bayezid, şehri ele geçirdikten sonra Antalya muhafızlığına Firuz Bey'i getirmiş ve burayı Teke-ili ile beraber önce oğlu İsa Çelebi'ye, sonra ise diğer oğlu Mustafa Çelebi'ye sancak olarak vermiştir.8

 

Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra aynı zamanda bir şehzade sancağı9 olan Teke Sancağı'na sancak merkezliği yapan Antalya'ya, Şehzade İsa ve Mustafa Çelebilerden başka, XVI. yüzyılın başlarında 1502'de II. Bayezid'in oğlu Sultan Korkud'un tayin edildiği görülmektedir. Korkud, ı509 yılına kadar burada ikamet etmiş ve saltanat mücadelesini buradan sürdürmüştür.10

 

1. Şehre Ulaşan Ana Yollar:

 

Torosların ötesindeki geniş Antalya Körfezi hinterlandının deniz yolu ile çıkış kapısı olan Antalya, stratejik bir sahada yer alması nedeniyle hem karadan hem de denizden ulaşım imkanına sahiptir. Şehre ulaşan ana karayollarından biri, Antalya'yı Isparta'ya bağlayan kuzey yoludur. Antalya'dan başlayan bu yol; Düden Suyu, Payam Ağacı, Kestel Gölü (Şaban Ağa Gölü) ve Ağlasun üzerinden Isparta'ya ulaşmaktaydı.11 Buradan ise Keçiborlu, Afyonkarahisar, Kütahya güzergahını takip ederek Bursa ve ana ticaret yollarına bağlanmaktaydı.12 İkinci yol, kuzey-doğuya doğru uzanan sahada ilerleyen en kısa Antalya-Konya yoludur. Bu yol Perge, Köprü çayı kenarındaki Aspendos (Belkıs), Kargı Ham, Eynif (Enif) Ovasında Tol Ham, Gembus Ovasında Ortapayam Ham güzergahını takip ederek Seydişehri ve Beyşehri üzerinden Konya 'ya ulaşmakta i ve burada Anadolu' dan geçen ana ticaret yolları ile birleşmekteydi 14. Üçüncü yol ise, sahil kenarım doğu-batı yönünde takip ederek Güney Anadolu kentlerini birbirine bağlamaktaydı. Antalya'dan başlayan bu yol, Kargı Ham'na kadar ikinci yoldaki güzergahı takip etmekte, buradan doğuya doğru ilerleyerek Pazarcık, Manavgat, Alara ve Şarapsa Ham üzerinden Alaiye'ye ulaşmaktaydı.15

 

Aliliye'den yine doğu istikametinde ilerleyen bu yol Ermenek, Mut, Silifke, Mersin, Tarsus güzergahıyla Adana, Halep ve Şam'a kadar uzanmaktaydı.16 Bölgeye ulaşan yollardan birisi de, Batı Anadolu'dan gelen Denizli-Antalya yoludur. Bu yol, Denizli'den başlayarak Kazıkbeli,

Asi Karaağaç (Acıpayam), Tefenni, İstanos (Korkuteli) üzerinden Antalya'ya ulaşmaktaydı.17

 

Yine, bölgeye ulaşan ve eski Selçuk yolu olarak bilinen bir diğer yol da Burdur üzerinden Antalya'ya ulaşmaktaydı.18 Kıyı şeridindeki ovalardan hemen sonra dağlık alanların başlaması Antalya 'nın iç kesimlerle olan ilişkilerini sınırlandırmıştır. Bu yüzden Antalya ile en kolay ilişkiler kıyı şeridi üzerinden ve deniz yolu ile kurulmuştur.19 Kurulduğu yerin ticaret ve deniz aşırı ulaşıma uygun olması, Antalya'yı kurulduğu dönemden itibaren Güney Anadolu'daki temel giriş çıkış limanlarından birisi yapmıştır. Anadolu'nun içlerinden karayolu ve kervanlarla gelen mallar, Antalya Limanı'nda gemilere yüklenerek deniz yoluyla Mısır (İskenderiye), Suriye ve Dimyat'a gitmekteydi.20

 

Türk tacirleri yükte ağır pahada hafif kereste, demir, sahtiyan, zift gibi malları Antalya'dan deniz yolu ile, kıymetli mallarını ise kervanlarla karayolu ile göndermekteydiler.21 Antalya Limanı'ndan başlayarak Kıbrıs, Şam, İskenderiye, İstanbul, Venedik gibi şehirlere ulaşan deniz yolu, XVI. yüzyılda eski önemini kaybetmekle birlikte kullanılmaya devam edilmiştir. Devlet görevlilerinin Mısır'a gidip gelirken daha kısa zamanda ulaşımın sağlanması nedeniyle deniz yolunu kullandıkları belgelerden anlaşılmaktadır.22

 

Gerek kara ve gerekse deniz yolu ile Antalya'ya ulaşımı sağlayan bu yollar, hem eski çağlarda hem de Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde önemini korumuşlardır. Muhtelif tarihlerde şehre gelen İbni Batuta ve Evliya Çelebi gibi ünlü seyyahlar bu yolları takip ederek şehre ulaşmışlardır. Şehre ulaşan yollar, şehri çevreleyen surların belirli noktalarında yer alan kapılardan içeri girmekteydi. XIX. yüzyılın ilk yarısında, şehre giriş-çıkış yapılan 13 kapının bulunduğu tahmin edilmektedir.23

 

2. Şehrin Fiziki Yapısı ve Nüfus Durumu:

 

Kıyıda, 25-30 m. yükseklikte dik bir yarla sona eren bir traverten sekisinin üzerinde kurulmuş olan Antalya, kuzeyde ise bir dağın eteğinde yer almaktaydı. Şehrin sokakları düzensiz ve evleri ahşaptı.24 Ahalisinin çoğu, çok sıcak olması nedeniyle yaz mevsimini İstanos Yaylası'nda geçirirdi.25 Buna karşın, kışları ılık geçtiği için kışlık ikamet yeri olmuştur. Selçuklu sultanlarının Antalya ve Alaiye'nin fethinden sonra bir süre kışları buralarda geçirdikleri bilinmektedir.26

 

Şehrin ilk yerleşme alanı olan bölgede iki çekirdek nokta vardır. Bunlardan biri Yivli Minare çevresidir. i. Alaaddin Keykubad (1219-1236) döneminde yapılmış olan Yivli Minare'nin yanında 1373 yılında yapılmış olan cami vardır. Diğer çekirdek nokta ise, Balık Pazarı Sokak ile Zafer Sokak ve Cami Sokağı 'nın birleştiği yerdeki burcun çevresidir. Topografyaya, yere ve kale duvarına uygun olarak geçirilen sokaklar, bir yandan da bu iki çekirdeğe yönelmişlerdir.27

 

Muhtelif tarihlerde şehre gelen seyyahlar Antalya hakkında önemli bilgiler vermişlerdir. H.732/M.1331-32 yılında Antalya'ya gelen İbni Batuta, Hıristiyan tacirlerin, şehrin en eski yerleşikleri olan Rumların, Yahudilerin, Müslüman ahalinin ve şehirdeki yöneticilerin etrafı surlarla çevrili ayrı mahallelerde oturduklarını belirtmekte ve Müslüman ahalinin asıl şehirde yaşadığını bildirmektedir. Şehrin çevresinin de büyük bir surla kuşatıldığını ifade eden İbni Batuta, şehirde cuma namazı kılınan bir cami ile medrese ve zaviyenin, çok sayıda hamamın, düzenli ve geniş çarşıların bulunduğunu belirtmektedir. Ayrıca, bağ ve bahçeleri çok, meyveleri leziz olan şehrin, soğuk su kaynaklarına sahip olduğunu bildirmektedir.28 İbni Batuta'nın verdiği bilgilerden bu tarihte şehir halkının, ırk ve dinlerine göre surlarla çevrili ayrı mahallelerde oturdukları ve mahalleler arasındaki irtibatın surlardan açılan kapılarla sağlandığı anlaşılmaktadır.

 

Şehri ziyaret eden bir diğer ünlü seyyah ise Evliya Çelebi'dir. H.1082/M.l671-72 yılında Antalya'ya gelen Evliya Çelebi, şehrin fiziki yapısı ve şehirdeki dini, sosyal ve kültürel yapılara ilişkin çok değerli bilgiler vermiştir. Onun verdiği bilgilere göre, bu tarihte şehirde 28 mahalle bulunmaktaydı. Bu mahallelerin 4'ü kale içinde, 24'ü ise kale dışında idi. Kale dışındaki mahallelerin 4'ü Rum Mahallesi idi. Şehirde 190 hane Rum olup, hepsi Türkçe konuşmaktaydı. Kale içinde 3000 kadar kiremit örtülü eski ev ve 70 sokak mevcuttu. Sokaklar temiz ve kaldırımlıydı. Şehrin üç tarafı bahçelerle çevriliydi. Limana bakan şehrin evleri bağ ve bahçeli olup, her evde çardak bulunmaktaydı. Bedesteni sur dışında bulunan şehrin dışarı ile irtibatını 4 büyük kapı sağlamaktaydı. Kapılardan biri karaya, üçü ise limana açılmaktaydı. Kara tarafına açılan kapı Şahrah29 denilen taşra varoş kapısıdır. Limana açılan kapılar ise Büyük Liman Kapısı, Oda Kapısı ve Gümrük Kapısı'dır. Şehrin dışarıyla bağlantısını sağlayan bu kapılardan başka ayrıca, mahalleler arasında irtibatı sağlayan 22 kapı daha bulunmaktaydı. Bu kapılardan bazıları geceleri kapanır, bazılarından ise kefil göstererek çıkış yapılabilirdi. 200 parça gemi alabilen şehrin limanı işlek ve güvenli bir limandı. Limanın ağzında iki büyük kule bulunmaktaydı. Bu tarihte şehirde cuma namazı kılınan 11 cami, çok sayıda mescit, 7 medrese31, 17 sıbyan mektebi, 1 darü'l-hadis, 1 darü'l-kur'an, 7 tekke32, 1

mevlevihane, 9 han33, 8 hamam34, 200'den fazla çeşme ve çok sayıda türbe ve ziyaret yerleri ile 500 dükkan mevcuttu. Su ihtiyacı Düden Çayı'ndan karşılanan şehir limon, kebbad35, turunç, hurma, zeytin, şeker kamışı, incir ve nar ile meşhur idi.36

 

16. yüzyılda Antalya'nın fiziki yapısı hakkında döneme ait Tahrir Defterleri'nde kayıtlar bulunmaktadır. Defterlerde şehrin mahalleleri, dini, sosyal ve kültürel yapılar hakkında bilgiler yer almaktadır. Yüzyılın ilk yarısına ait H.937/M.1530-31 tarihli İcmal Defteri'ne göre, Antalya Şehri yirmi mahalleden oluşmaktaydı. Bu tarihte şehirde 3 cami, 16 mescit, 1 medrese, 1 muallimhane, 1 imaret, 2 zaviye ve 4 hamam bulunmaktaydı. Şehirdeki camiler; Cami-i Atık, Cami-i Cedid ve Bali Bey camileri, mescitler ise Has Balaban, Ahı Yusuf, Baba Doğan, Karatay, Makbul (Mukbil) Ağa, Limon (Liman), Cüllah Kara, Mücdeddın, Tuzcu, Bariye (Marıya), Demirci Süleyman, Arab Reis, Çoban İsa, İskender Bey, Karataş ve Hacı Yusuf mescitleriydi. Camiler ve ilk 13 mescit bulundukları mahallelere isimlerini vermişlerdir. Cami ve mescitler dışında şehirde yer alan diğer yapılar ise Mevlana Muhyiddın Medresesi, Hace Genç Muallimhanesi, Hace Süleyman Hatib (Meenan Çelebı) İmareti ile Ahıkızı ve Hace İbrahim zaviyeleridir.37

H.996/M. i588 tarihli Mufassal Deftere göre XVI. yüzyılın ikinci yarısında şehirdeki mahalle sayısı 39'a yükselmiştir. Bu tarihte şehirde 4 cam ve çok sayıda mescit ve Hatib Süleyman (Mecnfin Çelebi) İmareti yer almaktaydı.39

 

Şehirde mevcut diğer dini, sosyal, eğitim vb. kurum ve yapılar hakkında defterde herhangi bir kayıt bulunmamasına rağmen, yüzyılın ilk yarısına ait İcmal Defter'de yer alan kurum ve yapıların varlıklarını sürdürdükleri döneme ait diğer arşiv belgelerinden de anlaşılmaktadır. II. Selim dönemine (1566-1574) ait Evkaf Defteri40 ile aynı içeriğe sahip H.I015/M.1606-1607 tarihli Teke Evkaf Defteri'ne göre41, Antalya Şehri'nde vakıf gelirleri olan 4 cami, 28 mescit, 1 imaret, 1 medrese, 1 zaviye, 2 muallimhane ve i mektebhane bulunmaktaydı. Bu eserlerden her birinin ayrı vakıfları vardı.

Antalya'da çeşitli dönemlere ait çok sayıda esere rastlanır. Türk hakimiyetine geçtikten sonra, özellikle Selçuklular zamanında bir çok eser yaptırılmıştır. Fakat, bu eserlerin önemli bir kısmı daha sonraki dönemlerde harap hale gelmiştir. Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra da şehirde muhtelif dönemlerde çeşitli eserler yaptırılmıştır. Şehirde bugüne ulaşan başlıca tarihi eserler arasında, Yivli Minare Camii (Ulucami, XIII. yüzyıl), Ahi Yusuf Mescidi (1249), Bali Bey Camii42 (XV. yüzyıl), Cami-i Kebir, Cumanun Camii, Kesik Minare adlarıyla da bilinen Korkud Camii (XV. yüzyıl), Mehmed Paşa Camii43 (XVI. yüzyıl), Müsellim Camii (1795), Murad Paşa Camii44 (1570), Şeyh Sinan Camii (XVII. yüzyıl), Karatay Medresesi (1250), Ulucami Medresesi (XIII. yüzyıl) ve Atabey Armağan Medresesi (I 239) sayılabilir.45

 

Bizans döneminde Antalya fiziki yönden pek gelişme göstermemiştir. Şehir, Helenistik dönemde limanı kuşatan ve doğuya doğru uzanan kesimde iken, daha sonra güneydoğudaki geniş alan surlarla çevrilerek şehre katılmıştır. X. yüzyılda ise, kara tarafına ikinci bir sur yapılarak şehrin gelişmesi ve yapılaşması sağlanmıştır. Böylece liman ve çevresi bir iç kale durumunda kalmış ve yöneticilere ayrılmıştır. Tersaneyi kuşatan tarafta ikinci bir duvar inşasıyla, tersane arkasındaki Ahi Yusuf Mescidi merkez olmak üzere bir yerleşme şeridi ortaya ÇıkmıŞtır. Selçuklu döneminde surlarla çevrili kapalı bir şehir olan Antalya, Osmanlılar zamanında fiziki yönden gelişerek sur dışına doğru yayılmaya başlamıştır. Çarşı ve pazarların da sur dışında yer alması bu gelişmeyi yönlendirmiştir.46

 

16. yüzyılın ilk yarısında H.937/M.1530-31 yılında şehirde yirmi mahalle bulunmaktaydı. Bu mahalleleri n hemen hepsi bir cami, mescit veya imaretin çevresinde teşekkül etmişti. Şehirde yaşayan gayr-i Müslim nüfusun ayrı mahalleleri bulunmuyordu. Müslüman halkla karışık olarak yaşayan Hıristiyan ve Yahudiler, defterde Cema'at-i Gebran ve Cema 'at-i Yahudiyan şeklinde mahallelerin sonunda toplu olarak kaydedilmişti. Bu tarihte şehrin en kalabalık mahalleleri, Mescid-i Makbul (Mukbil) Ağa, Mescid-i Ahi Yusuf, Mescid-i Has Balaban, Mescid-i Demirci Süleyman, Cami-i Cedid, Cami-i Atik, Mescid-i Tuzcu, Mescid-i Ahikızı ve Cami-i Bali Bey mahalleleriydi. Mescid-i Karatay, Mescid-i Mücdeddin, İmaret-i Mecnun Çelebi (Hatib Süleyman), Mescid-i Cüllah Kara, Mescid-i Limon (Liman), Mescid-i Babadoğan, Mescid-i Bariye (Marıya), Mescid-i Subaşı Ali, Mescid-i Reis (Mahmud Reis), Mescid-i Karapaşa (Elmalu) ve Mescid-i Hacı İlyas mahalleleri şehirde yer alan diğer mahallelerdi. H. 937/M1530-31 yılında 474'ü Müslüman, 96'sı Hıristiyan ve 18'i Yahudi olmak üzere 588 hane, 35'i Müslüman, 10'u Hıristiyan ve ikisi Yahudi olmak üzere 47 mücerret, biri Müslüman, biri Hıristiyan olmak üzere 2 kara ve 64 muaftan ibaret olan şehrin tahmini nüfusu 3281’dir.47

 

16. yüzyılın son çeyreğinde Antalya, sur dışına taşan gelişmiş bir şehir durumundaydı. Nitekim H. 996/M. i588 yılında şehirdeki mahalle sayısı 39'a yükselmiştir. Bu tarihte şehirdeki en kalabalık mahalle Mescid-i Has Balaban Mahallesi, en az nüfusa sahip mahalle ise Mescid-i Zorbalu Mahallesi’dir. 1588 yılında şehrin nüfusu artış göstererek 536'sl Müslüman, 133'ü Hıristiyan ve 4'ü Yahudi olmak üzere 673 hane, 353'ü Müslüman, 62'si Hıristiyan ve 5'i Yahudi olmak üzere 420 mücerret ve 126'sı Müslüman, 5'i Hıristiyan olmak üzere 131 muaftan oluşmaktaydı.48

1588 yılında şehrin tahmini nüfusu, yüzyılın ilk yarısına göre yüzde 33.7'lik bir artış göstererek 4388 olmuştur. Şehrin nüfusu ile ilgili elde edilen bu rakamlara göre Antalya, XVI. yüzyıl Anadolusunun orta büyüklükteki şehirleri arasında yer almaktaydı.49

 

3. Antalya Kalesi

 

Antalya Kalesi, şehrin de kurucusu olan Bergama hükümdarı II. Attalos Fladelfs tarafından M.Ö. 158 yılında yaptırılmıştır. Şehrin tarihi gelişimine uygun olarak kale, egemen olan devletler tarafından zaman zaman tamir ve takviye edilmiştir. Liman etrafında yer alan şehrin eski nüvesini kuşatan ve onu dahilen tali kısımlara ayıran kale ve surlar, esas itibariyle eski çağlardan kalma ise de, orta ve hatta yeni çağlarda bir çok defa tamir edilmiş ve genişletilmiştir. Türkler de Antalya Kalesi'nin tahkimatında birçok ilave ve tadiller yapmışlardır.50

 

Antalya Kalesi'nin Türkler tarafından tamiri, şehrin Selçuklular tarafından fethiyle başlamıştır. Kalenin Türkler tarafından ilk tamiri, Antalya'nın 5 Mart 1207 tarihinde 1.Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından fethedilmesinin hemen ardından yapılmıştır.51 Antalya, 1215 yılında Gautier de Montbeliard'ın Kıbrıs'tan gelerek şehri işgal etmesinden bir yıl sonra 23 Ocak 1216 tarihinde ı. İzzeddin Keykavus tarafından geri alınarak tekrar Selçuklu topraklarına dahil edilmiştir. Bu tarihten sonra kale ve surlar ikinci defa tamir edilerek şehirde bir tersane kurulmuştur.52 Antalya Kalesi Beylikler döneminde de tamir edilmiştir. 24 Ağustos 1361'de Antalya'yı zapteden Kıbrıs kralı Pierre'ye karşı, uzun ve kararlı bir mücadeleye girişen Sultanü's-Sevahil Emir Mübarizeddin Mehmed Bey'in 14 Mayıs 1373'de Antalya'yı yeniden fethetmesinin ardından kale Türkler tarafından üçüncü defa tamir edilmiştir.53

 

Osmanlılar zamanında da kale ve surlar muhtelif tarihlerde tamir edilmiştir. Daha önce de ifade edildiği üzere, Ankara Savaşı'ndan sonra Teke Beyi olan Osman Çelebi, Karamanoğlu II. Mehmed Bey ile anlaşarak Antalya üzerine hareket etmiş ve ani bir gece baskınıyla Firuz Bey'in oğlu Antalya muhafızı Hamza Bey tarafından İstanos'ta öldürülmüştü. Müttefikinin ölümünden etkilenen Karaman-oğlu II. Mehmed Beyordusu ile hareket ederek Antalya 'yı kuşatmış, fakat kaleden atılan bir gülle parçasının isabet etmesiyle kendisi de ölmüştü.54

 

1423 yılında gerçekleşen bu kuşatma süresince kale duvarları fazlasıyla yıpranmış olduğundan kale Türkler tarafından dördüncü defa tamir edilmiştir. Antalya Kalesi'nin beşinci defa tamiri, 1472 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Uzun Hasan ile mücadelesi sırasında, Uzun Hasan'ın müttefiki olan Pietro Macenigo’nun (Pier Müzeniko) Antalya kıyılarını tahrip edip, şehri yağmalamasından sonra gerçekleşmiştir. Bu olayın ardından kale ve surlar tamir edilmiştir55. Antalya Kalesi, 1659'da Antalya mutasarrıfı olan Körbey lakablı Mustafa Paşa56, 1809'da ise Tekeli-oğlu Hacı Mehmed Ağa'nın oğlu İbrahim Bey'in isyanları sonunda tamir edilmiştir.57

 

Büyük tamiratlar olmamakla birlikte, Antalya Kalesi'nin XVI. Yüzyılda da zaman zaman tamir edildiği arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. H.963/M.l555-56 tarihli bir belgeden, bu tarihte emaneten idare edilen Antalya İskelesi Gümrüğü'ne bağlı mukata'aların yıllık gelirlerinden 17.794 akçelik bir meblağın Antalya Kalesi'nin tamiri için sarf edildiği görülmektedir.58

 

H.975/M.1568 tarihli diğer bir belgede, Antalya Limanı ağzındaki iki tarafında zincir gerili burgazların (kule) dipleri dalgalardan harap olup tamire muhtaç olduğundan, Rodos Kalesi'nin tamiri bittikten sonra Antalya Kalesi'nin de tamirine başlanması istenmektedir. Kalenin tamiri için 41.000 akçelik bir meblağ ayrılmıştır.59 Yine aynı yıla ait bir başka belgede ise, kalenin onarımı için Rodos muhafazasında olan Hassa kadırgalardan iki parça kadırga ile bir kıt'a taş gemisinin görevlendirildiği ifade edilmiştir.60

 

H. 987/M. i579 yılına ait bir kayıtta da, Liva-i Teke, Hamid ve Alaiye Mukatataları gelirlerinden 3000 akçenin Antalya Kalesi'nin tamiri için sarf edilmek üzere kale dizdarı Mustafa'ya verildiği ifade edilmiştir.61

H. 992/M. 1584 yılına ait diğer bir kayıtta da, Antalya Kalesi'nin onarımı için her yıl mîrîden 1000 akçe ayrıldığı ifade edilerek,  8300 akçe timarla dizdarlığa atanan Mahmud'un bu 1000 akçeyi almayıp, kendi cebinden de i000 akçe katarak her yıl kalenin onarımı için 2000 akçe vermek şartıyla dizdarlığa atandığı belirtilmiştir.62

 

17. yüzyılın başlarına ait H1013 / M.1604 tarihli bir belgeden anlaşıldığına göre, bu tarihte gerek CeHm eşkıyasının fesadından gerekse deniz korsanlarının saldırılarından ve birbirlerine düşen 3-4 dizdarın faaliyetlerinden Antalya Kalesi harabeye dönmüştü. Bu durumun giderilmesi için, kaleye günlük 20 akçe ulufe ile dizdar tayin edilmiş ve 8300 akçelik dizdar timarının ise dört yıl süresince kalenin tamir ve bakımına harcanması kararlaştırılmıştı.63 Yine aynı yıla ait bir başka kayıtta ise, kale dizdarı olan Ömer kalenin tamiri için ı 00.000 akçe sarf ettiğini iddia etmekteydi.64 Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar zamanında Antalya Kalesi'nde yapılan tamiratlar hakkında bu bilgileri verdikten sonra, kale ve şehrin surları ile ilgili bazı bilgiler verilmesi de yerinde olacaktır. Antalya Körfezi etrafında kümelenen şehri bir baştan bir başa surlarla kuşatacak şekilde inşa edilmiş olan Antalya Kalesi, dış kale ve kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmekteydi. Kaleyi dıştan çeviren surların içinde kalan bölüme dış kale, yöneticilerle maiyetinin oturdukları iç surların çevirdiği bölüme ise kale ya da hisar denilmekteydi. Dış kale, askeri amaçlı savunmaya yönelik olarak yapılırken, iç kale (hisar), hem askeri hem de idari ve mali amaçlı olarak kullanılmaktaydı. İç kale, Antalya Körfezi'nin çevresinde yer almaktaydı. İçten yapılan yeni surlar ile bu mekan sağlanmış görünmektedir.

 

İç kalede nevbethaneler, cephanelikler, zindan ve tüccarlara ait mal ve eşyaların korunduğu depolar yer almaktaydı. Bu özelliği ile diğer Osmanlı şehirlerinde görülen iç kalenin fonksiyonlarını Antalya iç kalesinin de yaptığı görülmektedir.65

 

Muhtelif tarihlerde Antalya 'ya gelen seyyahlar kale ve surlar hakkında önemli bilgiler vermişlerdir. H.732 / M. 1331-32 yılında şehre gelen İbni Batuta, daha önce de ifade edildiği gibi, şehirdeki mahallelerin surlarla çevrili olduğunu belirterek, mahalleler arasındaki irtibatın surlardan açılan kapılarla sağlandığını bildirmektedir. İbni Batuta ayrıca, şehrin çevresinin bütün mahalleleri içine alacak şekilde büyük bir surla kuşatıldığını ifade etmektedir.66

 

17. yüzyılın ikinci yarısında H.ı 082IM. 1671-72 yılında Antalya 'ya gelen Evliya Çelebi'ye göre ise, Antalya Körfezi'nin nihayetinde deniz kenarında kavisli bir taş bina olan kale, 4400 adım genişliğinde olup seksen kulesi vardır. Her kule arası yirmişer beden olan kalenin duvarları 2060 bedendir. Kalenin dışarı ile irtibatını sağlayan 4 büyük kapısı vardır. Bu kapılardan Şô.hrô.h adı verilen taşra varoş kapısı, şehrin kuzeyine açılmakta ve şehre karadan bağlantıyı sağlamaktaydı. Güneyde bulunan diğer üç kapı ise limana açılmaktaydı Ayrıca, surlarla birbirinden ayrılan mahalleler arasındaki irtibat büyüklü küçüklü 22 kapı ile sağlanmaktaydı. Bu tarihte dizdarı Cafer Ağa olan kalenin dizdar divanhanesi ve mescidi aynı

mahallede bulunmaktaydı. Kalede görevli neferler bu mahallede oturmaktaydı. Gayet sağlam ve dayanıklı bir bina olan kale, kurulduğu ilk dönemlerde küçük bir kale iken zamanla yapılan ilaveler sonucunda büyük bir kale haline gelmiştir.67

 

Döneme ait Tahrir Defterleri'nden ve diğer arşiv kaynaklarından XVI. yüzyılda Antalya Kalesi'nde görev yapan neferlerin sayıları ile timar gelirleri hakkında önemli bilgiler edinmekteyiz. Kalede görevli neferlerin sayısı yüzyılın ilk yarısında H.927/M.l520-21 yılında 1 dizdar, 1 kethüda ve 191 kale merdi68, H.937/M.1530-31 yılında ise 1 dizdar, 1 kethüda, 6 topçu ve 115 müstahfız idi.69

 

Yüzyılın ikinci yarısında III. Murad döneminde kalede 1 dizdar, 1 kethüda ve 131 müstahfız görev yapmaktaydı.70  H.986/M. 157871 ve H.993/M.158572 yıllarında ise Antalya Kalesi'nde görevli müstahfız sayısı 120 neferdi. XVI. yüzyılda Antalya Kalesi'nde görevde bulunmuş, isimlerini tespit edebildiğimiz dizdarların görev yılları ve timar gelirleri şöyle idi:

 

Tablo I: XVI. Yüzyılda Antalya Kalesi'nde Görev Yapan Dizdarlar

 

 

 

16. yüzyılda Antalya Kalesi'nin muhafazasında görev yapmaları karşılığında iğdir Nahiyesi'ne bağlı bazı köy ve cemaatler avarızdan muaf tutulmuşlardır. ı588 tarihli Mufassal Defter'de, iğdir Nahiyesi'ne bağlı iğdir Hisan, Kökez-i Ulu, Kardie Deresi, Kardie ve Akova Köyleri ile Ovacık (Teleürova, Sofular) Cemaati'nin Antalya Kalesi'nin muhafazasında hizmette bulunmaları karşılığında avarızdan muaf tutuldukları kaydedilmiştir.89

Osmanlılar zamanında da şehir, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, bir baştan bir başa surlarla kuşatılmıştı. Şehir etrafında iki U çizen surlar, bugünkü Liman Mescidi'nin hemen yanında, denize on metre kadar yaklaşan bir yerde birleşmekteydi.90

 

Romalılar tarafından M.S. II. yüzyılda Helenistik dönemden kalan temeller üzerine inşa edilmiş olan surlar, Osmanlılar zamanında III. Selim' e karşı isyan eden Tekeli-oğlu tarafından yeniden yaptırılmıştır.91 Yirminci yüzyılın başlarına kadar ayakta kalan surlar, 1935-40 yılları arasında kısmen yıkılmıştır.92

 

4. Antalya Limanı

 

Antalya Körfezi'nde yer alan Antalya Limanı, 50 m. yüksekliğinde bir kayalık üzerinde kurulmuş olup, çok iyi bir korunak durumundadır.93 Bugünkü limanla aynı yerde bulunmayan eski liman, kent merkezinin yakınındaki tarihi' kaleiçi mahallelerinin aşağısında yer alır. Günümüzde balıkçı tekneleri ve yatlara hizmet vermektedir. Antalya Kalesi'nin kenarında bulunan liman, yüksek bir burun üzerinde yer almaktadır.94

Antalya Limanı'nın girişinin her iki tarafında inşa edilmiş burçların birinden diğerine, yabancı gemilerin girmesini engellemek için kalın bir zincir gerilmiştir.95 Teke Bey'i Mübarizeddin Mehmed Bey'e Zincir kıran denilmesinin nedeni, 1373 yılında Antalya'yı Kıbrıslılardan fethi sırasında bu zinciri kırmış olmasından dolayıdır.96 Yarlar arasında, Eskiçağ ve Ortaçağ gemilerinden büyükçe bir filoyu içine alabilecek, rüzgara karşı güvenli ve kumla dolma tehlikesinden uzak doğal bir liman olan Antalya Limanı, daha sonraları inşa edilen mendirekler sayesinde adeta 'kapılı bir liman' haline getirilmiş, yelkenli gemileri düşman ve korsanların saldırısından korumak için de denizin içine duvar çekilmiştir.97 Liman iki rıhtımla korunmuştur ve rıhtımların her birinin ucunda bugün, yukarıda belirttiğimiz burçların harabeleri vardır. H.732/M.1331-32 yılında şehre gelen İbni Batuta, liman hakkında değerli bilgiler vermiş, "Mina"nın liman anlamına geldiğini tahmin edemeyerek, Hıristiyan tüccarın limanda oturduklarını belirtmek için "tüccar-ı nasara Mina namıyla maruf mahalde sakin olur...98 ifadesini kullanmıştır.

 

17. yüzyılın ikinci yansında H.I082/M.1671-72 yılında şehre gelen Evliya Çelebi'ye göre ise işlek bir liman olan Antalya Limanı, 200 parça gemi alabilen ve girişinde iki büyük kule bulunan kapılı bir liman olup, toplarla dört tarafı muhafaza altına alınmıştı. Surlarla çevrili şehirden limana üç büyük kapı açılmakta ve şehirle irtibat bu kapılar aracılığıyla sağlanmaktaydı. Güneye bakan Büyük Liman Kapısı'ndan limana Cenevizliler tarafından yaptırılmış, bugün hala mevcut olan kırk basamaklı taş merdivenle inilmekteydi. Limanın Oda Kapısı doğuya bakmaktaydı. Bu kapının yakınında kıbleye doğru bakan küçük bir kapı olan Gümrük Kapısı bulunmaktaydı. Gümrükhane, bu kapının iç tarafındaydı. Liman kenarında deniz kıyısında büyük su kaynakları bulunmaktaydı. Bu kaynaklardan bazısı, iskele başında denizin içinden çıkmaktaydı.99

 

Tarih boyunca önemli bir liman olan Antalya Limanı, egemen olan devletler tarafından muhtelif tarihlerde tamir ve takviye edilmiştir. 1216 yılında Kıbrıslılardan alınarak Selçuklular tarafından ikinci defa fethedildikten sonra şehirdeki surlar, eski rıhtım ve mendirekler tamir

edilmiş ve bugün yerinde hiçbir iz kalmayan bir tersane kurulmuştur. Selçuklular zamanında Mısır, Suriye ve Hindistan ile geniş ölçüde bir deniz ticareti başlamıştır.100 Şehirde kurulan tersanenin Osmanlılar zamanında da kullanıldığı, burada gemiler inşa edildiği arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır.101

 

Gümrükhanenin de yer aldığı Antalya Limanı, liman reisinin idaresi altında bulunuyordu. H.B Safer 975/M.19 Ağustos 1567 tarihli bir kayda göre, Antalya liman reisi olan Hace İvaz'ın gayr-i Müslimlere buğday sattığının bildirilmesi üzerine görevinden alındığı görülmektedir.102

H.II Rebiü'l-ahir 978/M.l2 Eylül 1570 tarihli diğer bir kayıtta ise, liman reisi olan Latif Reis'e, Lefkoşe Kalesi'nin fethinde hizmette bulunmasından dolayı iptidadan iki bin akçe timar verilmiştir.I03

 

17. yüzyıla ait H. 12 Ramazan 1091/M.6 Ekim 1680 tarihli bir başka kayıttan ise, Eş-şeyh Mustafa'nın babasının yerine liman reisi olduğu anlaşılmaktadır.104 Mukataa haline getirilen Antalya Gümrüğü, xv. yüzyılda zaman zaman emaneten idare edilmiş105, XVI. yüzyıl ve sonrasında ise üçer yıllık tahvillerle iltizama verilmiştir.106 Selçuklular döneminde Anadolu Selçuklu donanmasının merkezi olan Antalya, Osmanlılar döneminde de Anadolu'nun deniz aşırı ülkelerle bağlantısını sağlayan önemli bir merkez olmuştur. Antalya Limanı, Osmanlılar zamanında özellikle XV. yüzyılda Anadolu mallarının çıkış, Suriye, Mısır ve Hindistan mallarının ise Anadolu'ya giriş kapısı olmuştur. XV. yüzyılda önemli bir ticaret merkezi olan Bursa, Antalya üzerinden Suriye ve Mısır'a bağlanmaktaydı. XV. ve XVI. yüzyıl gümrük kayıtlarına göre, Anadolu'dan Suriye ve Mısır'a yapılan ihracat kereste, demir ve demir ürünleri, Bursa ipeklileri, Ankara sofları, pamuklu tekstil ürünleri, halı ve kilim, zift, ibrişim, afyon, kuru meyve, kürk, bal mumu ve katrandan (kara sakız, çamsakızı) oluşuyordu. Suriye ve Mısır'dan gelen gemiler ise Hint baharatları, kumaş boyaları, çivit, keten, pirinç, şeker ve Suriye sabunu getiriyorlardı. Bu dönemde Antalya ve ona bağlı limanların gümrük gelirleri yılda 7000 düka altına ulaşıyordu.107

XVI. yüzyılda Mısır ve Rodos'un fethiyle İstanbul ile İskenderiye arasında doğrudan ve güvenli bir deniz trafiği mümkün olduğundan, Anadolu ve Mısır arasındaki Bursa-Antalya-İskenderiye eksenindeki güzergah önemini yitirmeye başlamıştı. 108 Bu durum Alaiye için de geçerliydi.109 Bütün bu gelişmelere rağmen Antalya'nın Mısır ve Suriye ile olan irtibatı tamamen kesilmemiş, yerel ve alt düzeyde de olsa Arap ülkeleri ile olan ticarı ilişkiler sürmüştü. Ayrıca, İstanbul'dan Mısır'a veya Mısır'dan İstanbul'a gelip giden devlet görevlileri, en kısa yol olması nedeniyle bu deniz yolunu kullanmışlardı.11O

 

18. yüzyıla gelindiğinde ise, Akdeniz ticaretindeki büyük değişmeler ve Anadolu'da İzmir'in gittikçe artan bir öneme sahip olması gibi nedenlerle Antalya trafiğindeki yoğunluğun eski düzeyinde olmadığı anlaşılmaktadır.111 Sonuç olarak Antalya, kurulduğu dönemden itibaren Güney Anadolu'nun en önemli liman kentlerinden biri olmuştur. Gerek Türk hakimiyetinden önceki, gerekse Türk hakimiyetine geçtikten sonraki dönemlerde bu önemini koruyan şehir, Osmanlılar zamanında da coğrafi konumundan dolayı canlılığını sürdürmüş ve Anadolu mallarının çıkış, Suriye, Mısır, Hindistan mallarının ise Anadolu'ya giriş yaptığı liman şehirlerinden biri olmuştur. Ancak, Anadolu'yu Trablusşam, İskenderiye, Dimyat ve Hindistan'a bağlayan ve XV.yüzyılda Anadolu mallarının antreposu olan Antalya, Mısır ve Rodos'un fethiyle İstanbul ile İskenderiye arasında doğrudan ve güvenli bir deniz trafiğinin mümkün olması sonucunda XVI. yüzyıldan itibaren eski önemini yitirmeye başlamıştır. XVIII. Yüzyıla gelindiğinde ise, İzmir'in giderek önem kazanması sonucunda Antalya trafiğindeki yoğunluğun azalmaya başladığı görülmektedir. İncelediğimiz dönemde 3500-4500 civarında tahmini bir nüfusa sahip olan Antalya, XVI. yüzyıl Anadolusunun orta büyüklükteki şehirleri arasında yer almaktaydı.

 

 

* Yrd. Doç. Dr, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

 

Dipnotlar

 

1 Rifat Özdemir, "Osmanlı Döneminde Antalya'nın Fiziki ve Demografik Yapısı (1800-1867)", E. Ü. Tarih İncelemeleri Dergisi. VII (1992), s. 133; Besim Darkot, "Antalya", İA., C.I, s. 459; "Antalya", Yurt Ansiklopedisi, c.n, s.748.

2 Vital Cuinet, La Turquie D'Asie Geographie Administrative, Paris, 1890, s. 861.

3 Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası (Geograplıika. XII-XLII-XLV), çev. Adnan Pekman, İstanbul, 1993, s.195; Charles Texier, Küçük Asya, çev. Ali Suad, c.m, İstanbul, 1339-1340, s. 251; Darkot, "Antalya", İA., C. I, s. 459.

4 Feridun Emecen, "Antalya", TDVİA., C. m, s. 232-233.

5 Darkot, "Antalya", İA., C. I, s. 459-460; "Antalya", Yurt Ansiklopedisi, C. II, s. 764.

12 Mustafa Akdağ, Türkiye'nin İktisadi ve İçtimaı Tarihi, CI, İstanbul, 1979, harita III; Taeschner, a.g.e., CI, harita.

13 Erten, Antalya Vilayeti Tarihi, s. 75; Flemming, a.g.e., s. 13.

14 Konya'dan geçen ana ticaret yollarının güzergahları için bkz. Akdağ, a.g.e., CI, s. 34; Halil İnalcık, "Bursa I, XV. Asır Sanayi ve Ticaret Tarihine Dair Vesikalar", Belleten" XXIV/93 (1960), s. 46.

15 Flemming, a.g.e., s. 13-14.

16 Evliya Çelebi, Seyahatname, C IX, İstanbul, 1935, s. 268-293; Taeschner, a.g.e., C n, s. 28-30; Nazmi Sevgen, Anadolu Kaleleri, C.I, Ankara, 1959, s. 49.

17 Taeschner, a.g.e., cn, s. 108.

18 Suraiya Faroqhi, Osmanlı 'da Kentler ve Kentli/er, çev. Neyyir Kalaycıoğlu, İstanbul, 1993, S.275.

19 Antalya'nın coğrafi ve topografik konumu ile limanının bulunduğu yer hakkında bkz. "Antalya", Yurt Ansiklopedisi, cn, s. 818-822; Texier, a.g.e., C II, s. 251.

20 Femand Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, C I, İstanbul, 1989, s. 210.

21 İnalcık, a.g.m., s. 47.

22 Bu konuda bkz. BOA. MD., C. i, s. 171/978; BOA. MD., C. 3, s. 359/1 060; BOA. MD., C. 6, s. 574/1259; BOA. MD., C. 7, s. 151/387,689/1902; BOA. MD., C. LO, s. 198/298; BOA. MD., C. 14, s. 9/13, 949/1406; BOA. MD., C. 19, s. 58/129; BOA. MD., C. 31, s. 265/586; Flemming, a.g.e., s. 109.

23 Özdemir, a.g.m., s. 136-137.

24 "Antalya", Yurt Ansiklopedisi, C. II, s. 781; "Antalya", Türk Ansiklopedisi, C. III, s. 94.

25 Evliya Çelebi, a.g.e., C. IX, s. 289.

26 Darkot, "Antalya", İA., C.ı, s. 460.

27 "Antalya", Yurt Ansiklopedisi, c.n, s. 830.

28 İbni Batuta, Seyahatname, mütercim: M. Şerif, C. I, İstanbul, 1333-1335, s. 311-312.

29 Kale Kapısı da denilen bu kapı iç içe girmiş iki-üç kapı şeklindedir. XX. yüzyıl başlarına kadar varlığını sürdüren kapı daha sonraları yıktırılmıştır. (Bkz. Erten, Antalya Tarihi, Antalya, 1948, s. 69).

30 Bu tarihte şehirdeki camiler, 1570 yılında Kuyucu Murad Paşa tarafından yaptırılmış olan Murat Paşa Camii, kiliseden çevrilme Eski (Alaaddin) Camii, Tekeli Paşa Camii, yine kiliseden çevrilmiş olan Hünk1ir Camii, Yeni Camii ya da Sultan Korkud Camii, Karadayı (Karatay) Camii, Bakcı-zade Camii, II. Bayezid döneminde kubbe veziri olan Bali Paşa'nın yaptırdığı Bali Paşa Camii, Yassı Minare Camii, Sofular Camii, Şeyh Camii ve Güzergah Camisi'dir. (Bkz. Evliya Çelebi, a.g.e., C. IX, s. 288-289).

31 Evliya Çelebi şehirde 7 medresenin bulunduğunu bildirmekte, fakat eserinde üç medreseden bahsetmektedir. Bu medreseler; Eski Cami'nin yanındaki Ulu Cami (Yivi Minare) Medresesi, Darbhane Medresesi ve Sultan Mahmud'un Nakşi Cihan Medresesi'dir. (Bkz. Aynı eser, C.IX, s. 287-288).

32 Eserde üç tekkenin ismi geçmektedir. Bunlar; Gülşeni, Ahi Sultan Kızı ve Koyun Baba Tekkeleridir. (Bkz. Aynı eser, C.IX, s. 288).

33 Şehirdeki hanlar, kale içinde gümrük dibindeki Bezir Ham, Kapan Ham, Dorvalı Ham, Çavuş Ham, Serçe Bani Ham, Murat Paşa Ham, Pirinç Ham ve Rum Ali Ham ile kale dışındaki Dizdar Cafer Ağa Ham'dır. (Bkz. Aynı eser, C. IX, s 288).

34 Şehirdeki hamamlar, kale içinde Çukur Hamam, Nazır Hamamı, Paşa Hamamı, Büyük Hamam ve Mevlevihane Hamamı, kale dışında ise Bali Bey Hamamı, Çavuş Hamamı ve Şeyh Hamamı'dır. (Bkz. Aynı eser, C. IX, s. 288)

35 Kebblid, büyük ve yumuşak bir limon türüdür.

36 Evliya Çelebi'nın Antalya ile ilgili verdiği bilgiler için bkz. Aynı eser, C. IX, s. 285-289.

37 BOA. TD., No: 166, s. 575,584,588-589.

38 Bu tarihte şehirde yer alan dördüncü cami i570 yılında Kuyucu Murad Paşa tarafından yaptırılan Murad Paşa Camii'dir.

39 TKGM. KK., No: 107, vr. IIb-IOIb, 62/2-a, 67/2-b.

40 TKGM. KK., No: 567, vr.llb-181b.

41 BOA. MAD., No: 6 i7, s. 258-273.

42 II. Bayezid döneminde vezirlik yapmış olan Antalyalı Bali Paşa ve camii için bkz. Erten, Antalya Livası Tarihi, s. 101.

43 Tekeli Mehmed Paşa ve Has Balaban Mahallesindeki Camii için bkz. Erten, Antalya Livası Tarihi, s. 99-100.

44 Kuyucu Murad Paşa Camii ve şehir dışında yaptırdığı imaret için bkz. BOA. MD., C. 3 i, s.331/738 (H.20 Receb 985/M. 3 Ekim 1577); BOA. MD.,'C. 60, s. 229/543 (H. 17 Cemaziye'l-evvel 994/M. 6 Mayıs i586); Erten, Antalya Livası Tarihi, s. 92-99.

45 Emecen, "Antalya", TDVIA .. C. III, s. 236; Darkot, "Antalya", iA.,C. I, s. 461.

46 Emecen, "Antalya", TDVİA., C. III, s. 234.

47 Şehirdeki mahalleler ve nüfus durumları hakkında geniş bilgi için bkz. BOA. TD. No: 166, S.575.

48 1588 yılında şehirdeki mahallelerin isimleri ve nüfus durumları hakkında geniş bilgi için bkz. TKGM. KK. No: 107, Vf. 1/b-12/a.

49 Suraiya Faroqhi de, XVI. yüzyılın ilk yarısında Anadolu şehirlerini içine alan haritasında Antalya'yı orta büyüklükteki şehirler arasında göstermiştir (Bkz. Faroqhi, a.g.e., s. 14-15).

50 Darkot, "Antalya", İA., C. ı. 461.

51 Erten, Antalya Tarihi, s. 81; H. Moğol, a.g.e., s. 63.

52 Darkot, "Antalya", İA., C. I, s. 460; Flemming, a.g.e., s. 10.

53 H. Moğol, a.g.e., s. 63; Erten, Antalya Livası Tarihi, s. 101

54 Erten, Antalya Tarihi, s.82; Aynı yazar, Antalya Livlisı Tarihi, s. 64; Ali, a.g.m., s. 82; Flemming, a.g.e., s. 125; N. Sevgen, a.g.e., C. I, s. 172.

55 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. II, Ankara, 1983, s. 96; Erten, Antalya Tarihi, s. 83.

56 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III, Kısım I, Ankara, 1983, s. 396.

57 Erten, Antalya Tarihi, s. 83.

58 BOA. MAD., No: 619, s. 13-15.

59 BOA. MD., C. 7, s. 549/1553 (H. 16 Zi'l-hicce 975/M. 12 Haziran 1568).

60 BOA. MD., C. 7, s. 330/949 (H. Gurre-i Ramazan 975/M. 29 Şubat 1568).

61 BOA. MD., C. 41, s. 212/475 (H. LO ŞevvaI987/M. 30 Kasım 1579).

62 BOA. Rüznamçe, No: 76, s. 35-36 (H. 20 Safer 992/M. 4 Mart 1584).

63 BüA. Ruznamçe, No: 15549, s. 35-36 (H. Gurre-i Rebi'ü'l-evvel 1013IM. 28 Temmuz

1604).

64 Aynı defter, s. 40-41, 42-43.

65 Özdemir, a.g.m., s. 140-141.

66 İbni Batuta, a.g.e., C. I, s. 311-312.

67 Evliya Çelebi, a.g.e., C. IX, s. 285, 286, 290.

68 BOA. TO., No:107, s. 89.

69 BOA. TO., No: 166, s. 584, 590.

70 TKGM. KK., No: 315, vr. 311b-36/a.

71 BOA. MD., C. 35, s. 324/824 (H. 26 Şaban 986/M. 28 Ekim 1578).

72 BOA. MD., C. 58, s. 53/154 (H. 7 Cemaziye'l-evveI993/M. 7 Mayıs 1585).

73 Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, O. 117/4, vr. 2/a.

74 BOA. TO., No: ıo7, s. 84.

75 BOA. KK., No: 209, s. 97 (H. 3 Ramazan 957/M. 15 Eylül 1550).

76 BOA. MD., C. 2, s. 4/35 (H. 5 Rebi'ü'l-evvel 963/M. 18 Ocak 1556).

77 BOA. MD., C. 2, s. 103/1057 (H. 22 Şaban 963/M. i Temmuz 1556).

78 TKGM. KK., No: 315, vr. 35/a.

79 BOA. MD., C. 41, s. 212/475 (H. Lo Şevviil 987/M. 30 Kasım 1579).

80 BOA. Rilznamçe, No: 76, s. 35-36.

81 BOA. MD., C. 58, s. 109/298 (H. 17 Cemaziye'l-evvel 993/M. i7 Mayıs 1585).

82 TKGM. KK., No: ıo7, Vf. 219/a-219/b.

83 BOA. Rüznamçe, No: 183, s. 58.

84 BOA. MAD., No: 15549, s. 35.

85 Aynı defter, s. 35.

86 Aynı defter, s. 35-36.

87 Aynı defter, s. 40-4 ı.

88 Aynı defter, s. 32, 42-43.

89 TKGM. KK., No: 107, Vf. 87/b-89/b, 93/b-96/b, 97/a-IOO/a, 108/a-109/b.

90 "Antalya", Yurt Ansiklopedisi, C. II, s. 830.

91 Cl. Huart, "Adalia", E12, Vol. ı,Leyden, 1913, s. 126-127.

92 Antalya İli Turizm Envanteri, 1994, s. 12.

93 Huart, "Adalia" madd., Ell., VoLı. S.126-127.

94 Texier, a.g.e., c.m., s.25 i.

95 Piri Reis, Kitab-ı Bahriye, İstanbul, 1935, S.766.

96 Ahmed Tevhid, a.g.m., s.337. 1472 yılında Fatih'in Uzun Hasan'ın üzerine yürüdüğü sırada Uzun Hasan'ın müttefiki olan Venedikli Amiral Pietro Mocenigo (Pier Müzeniko) komutasındaki Haçlı donanması, Antalya önlerine gelerek şehri yağmalamış ve limanı kapatan zinciri topla kırarak yanlarında götürmüştür. (Bkz.Erten, Amalya Tarihi, s.82).

97 Darkot, "Antalya" madd., İA., c.ı, s.460; Ahmed Tevhid, a.g.m., s.337, XVi. Yüzyılda Antalya 109.

98 İbn Batuta, a.g.e., c.i, 5.311

99 Evliya Çelebi, a.g.e., C.IX, 5.286, 289.

100 Erten, Antalya Tarihi, 5.81, Texier, a.g.e., c.m, 5.251.

101 Antalya'da yapılan gemi ve kadırgalar için gerekli malzeme ve elemanın sağlanması hususunda muhtelif tarihlere gönderilen hükümler için bkz. BOA. MD., C.LO, 5.129/203, 140/216,145/222,177/265; BOA. MD., C.12, 5.548/1044-1045; BOA.MD., C.16, 5.326/574; BOA.MD., C.18, 5.105/235, II6-117/256; BOA. MD., C.21, 5.148/361, 241/582, 319/753; BOA.MD., C.67, s. 78/204.

102 BOA.MD., C.7, 5.31/93; Ayrıca bkz. TKGM. KK.Yeni no: 107, Eski no: 269, Vf. 7/a.

103 BOA. MD., C.8, s.123/1396.

104 İbnü'l-emin -Bahriye, No:206.

105 Gümrük mukataası H.Gurre-i Şevval 880-H.Gurre-i Safer 882 tarihleri arasında Antalya dizdarı Muslihiddin marifetiyle emaneten idare edilmiştir (Bkz. BOA.MAD. No: 7387, s.86).

106 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. BOA.KK.No: 63, s.18; BOA.MAD.NO: 102, vr. I/b; BOA.MAD.No:619, s.12-13; BOA.MAD.No: 385, s.52-53; BOA.MAD.No:3277, s.44; BOA.MAD.No:1583, s.215,240,260,281; BOA.D.BŞM. No:168, s.2; BOA.MAD.No:78, Vf.2.

107 Geniş bilgi için bkz. İnalcık, The Ottoman Empire The Classical Age 1300-/600, London 1994, s. 127-128; Aynı yazar, "Bursa i. XV. Asır Sanayi ve Ticaret Tarihine Dair Vesikalar", Belleten, XXIV/93 (i 960), s.49; Flemming, a.g.e., s.126; Emecen, "Antalya", TDVİA., C. III, s.235.

108 Flemming, a.g.e., s.126;.İnalcık, The DltOlnan Empire The Classical Age /300-/600, s.128.

109 Faroqhi, a.g.e., s.147.

110 Bu konuda bkz. BOA.MD.C.I, s.171/978; BOA. MD.C. 6, s.574/1259; BOA.MD.C.7, s. 151/387, 689/1902; BOA.MD.c.1O, s. 198/298; BOA.MD.C.14, s.9/13, 949/1406; BOA.MD.C.19, s.58/129; BOA.MD.C.31, s.265/586.

111 Özer Ergenç, "XVIII. Yüzyılda Osmanlı Sanayi ve Ticaret Hayatına İlişkin Bazı Bilgiler", Belleten, LlV203 (1988), s.523.